uyarı

Lütfen Dikkat. Mause ile aşağı inme sorunu yaşıyorsanız ; klavyenizdeki yön tuşları ile aşağıya inerek kitabı okuyabilirsiniz. Tarayıcınız Google Chrome ise böyle bir sorun yaşayabilirsiniz.
Site Yönetimi bu aksaklıktan dolayı sizlerden özür diler.
Eser Kanunu Koruma Yasasından : Bu Eser Yazar Tarafından İzin Alınmadan Başka Bir Yerde Yayınlanamaz. İsimler Ve Kişiler Değiştirilip Kopyalanamaz. Eserin İzinsiz Yayınlandığı Takdirde Yayınlayan Kişiler Hakkında Yasal Yollara Başvurulacağını Beyan Ederim.

Romanın Son Haberlerini Almak İçin www.facebook.com/zombilerindunyasi sayfasından bizleri takip edebilirsiniz.

İLETİŞİM : zombilerin.dunyasi@gmail.com

23 Şubat 2014 Pazar

12. Özel Bölüm Halk Düşmanları

Zombilerin Dünyası 3. Yıla Özel Bölüm '' Halk Düşmanları ''

14 Ekim 2008

David Nicolas '' Beyefendi ''

‘’ Timothy Mcveigh ve ‘’ Usame Bin Ladin’i hatırlıyor musun ? ‘’

Beyefendi ‘’ Evet hatırlıyorum ‘’

David Nicolas ‘’ Üçüncü kez saldırmamızın zamanı geldi ‘’

'' Amerika bizi yok etmek için harekete geçti. ‘’

‘’ Siyah başkanı koltuğa biz getirdik fakat bizi unuttu ve artık bizi yok etmek istiyor ‘’

‘’ Bende bu siyah başkandan ve bazı insanlardan hoşlanmıyorum.. ''

'' Artık zamanı geldi. ''

'' Virüsü yaymalıyız ‘’

Beyefendi '' Planınız nedir ''

David Nicolas '' Amerikanın varoşlarına virüsü ulaştır ''

'' Aynı zamanda bir kaç suikast yap ''

'' Suikast için Askerlerini Türklerden seç ''

'' Başarısız olursak hedef Türkiye'nin olsun ''

Beyefendi '' Elimde buna uygun iki adam var ''

David Nicolas '' En kısa zamanda hazırlığını yap ''

Beyefendi '' Görüşmek üzere ''

Beyefendi bilgisayarını kapattı. Bilgisayarını kapattığı gibi kırmızı butona bastı.. Kapı çalındı ve Seyfo içeri

girdi.

Beyefendi '' Seyfo Mirza ve Sebastian'ı çabuk buraya getirin ''

Seyfo '' Emredersiniz ''

Beyefendi '' Ney Seyfo söyle ''

Seyfo '' Mirza'nın Ölüm Adasından Sonra durumu pek iyi değil ''

'' Siz gerçek değilsiniz diye bağırıyormuş etrafta ''

Beyefendi '' Daha iyi.. Akıllı Mirza'yı kim ne etsin ''

1 Saat Sonra

Beyefendi '' Beyler sizi tatile Amerikaya gönderiyorum ''

Mirza '' Bende tatile nereye gitsem diye düşünüyordum ''

'' İyi oldu bu ''

Sebastian '' Görev nedir efendim ''

Beyefendi '' Göreviniz süikast ''

'' Türkiye'nin üzerine son zamanlarda fazla gelmeye başladı bu amerika ''

'' Sizden şu isimleri öldürmenizi istiyorum ''

'' Son olarak sokaklarda polis itfaiye ambulans cankurtaran sivil savunma askeri birlik hiç bir şey görmek istemiyorum ''

'' Onbeş yaşındaki bir çocuk dahi merkez bankasını rahatça soyabilsin.. ''

'' Amerikanın gardını tamamen düşürün ''

Sebastian '' Ne kadar zaman sonra gidiyoruz ''

Beyefendi '' Hemen ''

'' Uçakta bilgilerinizi alacaksınız ''

'' Yakalanırsanız ''

Mirza '' Her zaman olduğu gibi bizi tanımıyorsunuz ''


Uçakta...

Televizyonda PSY Gangnam Style klibi oynuyordu. Sebastian Mirza’ya döndü:”Annemiz babamız hayatta olsaydı bundan daha iyi yerlere gelirdik. Mirza:” Nereye gelirdik? Çok merak ettim.” Diye cevap verdi.

Sebastian:”Adama baksana saçma bir dans ile Madonna’sından Béyonce’sine kendine hayran bıraktı.”

Mirza: “ Hapishanede beni eğiten Vietnamlı mı Çinli mi Japon mu Koreli mi hepsi birbirine benzeyen
insanlara sahip ülkelerden birinden gelmiş bir rahip vardı. Dünyada gördüğüm en düzgün insandı.Bu
rahibin o hapse nasıl düştüğünü düşünmekten asla uykularım kaçmazdı.Şüphe etmiyor da değildim
Uzak Doğulu dan.Büyük ihtimalle Beyefendi’nin bir oyunuydu bu..Ama rahip iyi hocaydı.O söylemişti. Tam hatırlamıyorum.Ama bu iblis PSY’nin Çindeki çocukların tanrıya kurban edildiği törenlerde halkın yaptığı şeytan dansının aynısını yaptığını söylerdi.

Sebastian: “ Konumuzun bunla ne alakası var?”

“Anne babamız başımızda olsaydı O’ndan daha iyi konumda olurduk.

Mirza: “Kesin birinin kucağında olurduk.Hem annemiz babamız başımızda olsa şu olurdu:Okula git Sebo. Ders çalış Sebo. Bana karşılık verme  Sebo. Üniversite sınavını kazan Sebo. Üniversiteye git Sebo.Askere ne zaman gidicen Sebo? Askerden gel Sebo. Kız bul Sebo. Çocuk yap artık Sebo. Öl artık Sebo. Hayatın böyle sürüp giderdi. Ama hiç yoksa mutlu bir ailen , mutlu bir yuvan olurdu. Hem sana imkan sağlansaydı, PSY de kim, genç kız avcısı Justin Bieber olurdun...Justin Sebo.. Justin Sebo pek uymadı.. 90’larda yayınlanan erotik film Justin e döndü. Dönek Sebo... –Justin in biberleri varsa Sebastian’ın Allah’ı var – isimli çıkış parçanla listeleri kasıp kavururdun..”

Sebastian: “He kanka he. Neredeyse geldik kanka..”

New Mexico sınırı...

Tommy Gun arkasında yüze yakın adamla Mirza ve Sebastian’ı bekliyordu.Mirza ve Sebastian uçaktan indiler.Tommy Gun a doğru yürürlerken Tommy Gun da arkasında göz kamaştırıcı güzellikte Leopar ve Kurt la birlikte onlara doğru yürüyordu. Aralarında iki metre kalana kadar yürüdüler.

“Selamın aleyküm “ dedi Mirza..Tommy Gun ise “Aleyküm selam Kral Mirza” diye karşılık verdi. Tommy Gun Sebastian a ise kafa selamı ile selam verdi. Sebastian “ Kapalı alanda değiliz. Adam gibi selam ver!” dedi. Tommy Gun: “Alfa Star eskisine ne zamandan beri selam veriliyor?” diye cevap verdi. Sebastian : “ Ülkesini satan bir orospu çocuğu anasını da satar.Senin gibi orospu çocuklarının yeri benim karşım değildir. Sen git çavuşun gelsin.” Tommy Gun bu sözlere çok sinirlenmişti.Arkasındaki askerlere doğru baktı.Askerlerinin önünde küçük düşmüştü. “Arada Beyefendi olmasa kim orospu kim çocuğu gösterirdim sana Sebo” diye bağırdı.Mirza bunun üzerine kafasının arkasıyla Tommy Gun a bir kafa vurdu.Tommy Gun birden yere düştü. Leopar ve Kurt silahlarına davranacakken Sebastian gözlüklerini çıkarttı. “Hiç tavsiye etmem bayanlar.. Ölmek için güzel bir gün değil.” Dedi. Tommy Gun ın arkasındaki askerler birden Sebastian ve Mirza’ ya doğru koşarak etraflarını sardılar. Sebastian cebinden çıkardığı plastik patlayıcıyı göstererek, “Hepimize yetecek kadar getirmişim.” Diye güldü. Yerdeki Tommy Gun ağzındaki kan ve kırılan dişleri tükürdü. Askerlerine “Durun!” diye emir verdi

Mirza: “Bunu bilmelisin ki Gun Sebastian a benden başka kimse Sebo diye hitap edemez.”

Sebastian: “Anlaşmamız belli. Kral Mirza ve ben Amerika’nın gardını düşürürken sen ve küçük orospuların da iyi bir dişçi bul ve dişlerini yaptırt. Saygısızlığını bir daha ki karşılaşmamıza kadar burada ki bütün itlerinle birlikte affediyorum. Orospu Argo’ya da selamlar.Söyle O’na Fino köpeğini karşıma dikeceğine kendi gelsin bir daha ki sefere... Gerçek erkeği ona gösterelim..”

Sebastian Leopar ve Kurt’a dönerek gerçek bir askerle takılmak istiyorsanız kapım size her zaman açık.” Cebinden kartvizitini çıkarıp kızlara uzattı.Leopar çaresizce kartviziti aldı.Mirza ve Sebastian uçaklarına geri dönüyordu.Bu karşılaşma anlaşmadan çok gövde gösterisi halini almıştı. Bu gösteriyi Sebastian kazanmıştı.

Üç gün sonra Beyaz Saray

Başkan yardımcısı ofisin kapısını çaldı... Obama düğmeye basarak masasını kilitledi. “Gel” diye seslendi.başkan yardımcısı içeri girdi. “Sayın Başkan.Daha çalışacak mısınız? Saat çok geç oldu.Sağlığınızı da düşünmeliyiz.”

Obama: “ Bu vakitte dinlenmek bize yok.Biraz daha çalışacağım. Beni yalnız bırak.”

Başkan Yardımcısı “Peki efendim.” Dedi ve kapıyı kapattı.Tam o anda kurşun sesleri geldi dışarıdan.

Kimliği belirsiz kişiler Beyaz Sarayın kapısında duran iki kişiyi taramışlardı. Beyaz Saray kırmızı alarma geçmişti. Amerika Birleşik Devletleri Başkanını korumakla yükümlü tim bir anda helikopterle Beyaz Saray’ın bahçesine indi.Başkan Yardımcısı ve Obama güvenlikleri sağlanana kadar ofiste gergin bir şekilde bekliyorlardı.Tim Beyaz Saray’ın bahçesinde yerini almıştı.Kar maskeli askerler Beyaz Saray’a giriş yaptı. Başkan’ı oradan çıkarmakla görevlendirilmişlerdi.Beyaz Saray’ın içine temkinli adımlarla ilerliyorlardı. Güvenlik nedeniyle Beyaz Saray’ın bütün elektriği kesilmişti. Askerler temkinli bir şekilde tek sıra halinde aralarında beşer metrelik mesafe ile birlikte Obama’ya doğru ilerliyorlardı.Arkadan gelen iki asker öndeki askerleri teker teker boyunlarını kırarak sessiz bir şekilde öldürüyorlardı.Geriye ikisinden başka hiç bir asker kalmamıştı.Beyaz Saray’daki başkanlık ofisine kadar ilerlediler.Kapının önüne bir mermi koyarak oradan uzaklaştılar.Helikoptere binerek amaçlarına ulaşmanın zaferiyle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’nı bu şekilde tehdit etmeye cüret edebilecek dünyada sadece iki kişinin olduğunu bilmeleri egolarını tatmin ediyordu..İstediklerini başarmışlardı.. Obama ve Amerika Birleşik Devletleri Karizması çizilmişti. Ama bunu dünya bilmesin diyerek gizli tutmayı tercih ettiler.

Bir hafta sonra

Her zamanki gibi şık giyinmişti.. Gri takım elbisesi ve kırmızı kravatı kol düğmeleri ve altın saati göz
kamaştırıyordu.. Osmanlı imparatoru II. Abdülhamit Han'ın yaptırmış olduğu duvar saatine bakıyordu.. O saati alabilmek için çok para vermişti. Bazen o saatin karşısında saatlerce durur.. Saatin altın ve mücevherler ile kaplı Akrep ve Yelkovanının hareket etmesini seyrederdi. En önemli kararlarını bu saate bakarken almıştı.. Evinin etrafı adamları ile çevriliydi. Güvenliğini en üst düzeyde tutuyordu.. Harcamalarının en fazlası güvenliğine gidiyordu.. Vietnam'a Irak İran Afganistan'a gitmiş askerlere avuçla paralar ödüyordu.. En korktuğu şey öldürülmekti. Avuçla para ödüyordu güvenliğine.. Dolaptan çıkardığı viskinin kapağını açtı.. Bardağına doldurdu.. Kırmızı büyük koltuğuna oturdu.. Sehpada duran purosunu aldı. Altın puro makası ile puronun ucunu kesti. Cebinden çıkardığı paha biçilemez çakmağı ile purosunu yaktı.. Saate bakıyordu.. Saatin Saniyesinin bir sağa bir sola gitmesi onu dinlendiriyordu adeta.. Kapı çaldı ve güvenliğinden sorumlu eski vietnam gazisi Albay içeri girdi..

Albay '' Efendim hazırız ''

'' Tüm güvenlik önlemleri alındı ''

'' Siz ne zaman isterseniz çıkabiliriz ''

Richard '' Gidelim o zaman ''

Yedi araçlık bir konvoy Richard'a eşlik ediyordu.. Elliye yakın adamı ise kilisede önceden mevkilenmişti. Bir kilisenin açılışı için yola düşmüştü. Pek dindar bir adam sayılmazdı Richard. Pazar günleri kiliseye mecburen giderdi.. Amerikan halkına iyi bir aile babası ve iyi bir hristiyan süsü vermesi gerekiyordu. Rol yapardı.. Hedefini yüksek tutmuştu. İlerde bir gün Amerika Başkanı olmayı hayal ediyordu. Parlamentoda saygın biriydi. Richard o gün Altı bin dört yüz nüfuslu Eustis kasabasının yanan kilisenin yerine yenisini kendi cebindeki kanlı parayla yaptırmıştı.. Amerikan halkı bu yüzden ona minnet duyuyordu.. Aslında Amerikan halkının illegal yollar ile ceplerinden aldığı paraların ufak bir bölümünü Amerika için harcıyor ve kamuoyunda takdir ile karşılanıyordu.
Richard kilisenin önüne geldiğinde bütün kamera ve muhabirler bir anda etrafını çevirmişti bile.
Richard'ın korumaları habercilere engel oluyorlardı.. Richard '' Lütfen beyler ve bayanlar.. Bu bir hayır işi ve haber yapmanızı istemiyorum '' dedikten sonra kürsüye doğru yürümeye başladı.. Richard'ın bu lafları tamamen göz boyamaydı.. Richard'ın adamları çağırmıştı habercileri..
Eustis kasabasının başkanı gurur ile Sayın Bay Richard'ı kürsüye davet etti. Halk onu alkışlıyordu.
Richard kürsüye çıktı ve konuşmaya başladı..

'' Bayanlar ve Baylar ''

'' Yanan kilisemizin yerine, daha büyüğünü ve daha güzelini inşa ettik ''

'' Buna katkısı olan herkese teşekkür ediyorum ''

'' Bütün dünya gördü ki ; Yanan bir kilisemizin yerine daha iyisini yapabiliyoruz ''

'' Her zamanda yapacağız ''

'' Ben Amerikalıyım ''

'' Amerikan vatandaşı olmaktan gurur duyuyorum ''

Nerden geldiği belli olmayan bir kurşun sesi duyuldu.. Richard bir anda yere düştü.. Evlerin çatılarına yerleştirilmiş keskin nişancılar kurşunun nereden geldiğini anlamaya çalışıyorlardı.. Muhabirler yerde yatan Richard'ın son fotoğrafını çekebilmek için birbirleri ile yarışıyorlardı.. Richard'ın adamı Albay şah damarının atıp atmadığını kontrol etti. Sonra ise yanındakilere bakıp '' Ölmüş '' diyebildi.. Albay çatılardaki keskin nişancıları saymaya başladı.. Bir tanesi eksikti.. Adamları ile birlikte oraya doğru koşmaya başladı.. Binaya hızlı bir şekilde girerek çatıya doğru çıkmaya başladı.. Albay'ın bütün adamlarıda peşinden geliyordu.. Keskin nişancının yüz üstü yatıyor halde buldu.. Eliyle ters çevirdi.. Çelik tel ile boğulmuştu.. Keskin nişancının yüzünü döndürünce yerde duran mekanizmanın sesini duydu.. Bombalı mekanizma 1 saniyeyi gösteriyordu.. Herkes dışarı çıksın dediği anda bina havaya uçtu.. Binanın parçaları etrafa yayılıyordu..

Mirza ve Sebastian kanalizasyon da ilerlerken patlama sesi duydular..

Sebastian '' Büyük bir iş yaptık ''

Mirza '' Amerikanın bir kasabasında kilise açılıyor diye yaptığımız fedakarlığı bilse bu Amerika halkı seni kesin başkan koltuğuna oturturlar ''

'' Ama dikkat et Siyah Adam Obama olmasın o an koltukta ''

'' Kucak dansı yaptırırlar adama ''

'' Kucağa oturan Sebo ''

Sebastian '' Pislik Serseri ''

Mirza ve Sebastian ilk eylemini gerçekleştirdikten hemen sonra Las Vegas’a hareket ettiler. Hedeflerindeki isimler belliydi. Silah Kaçakçısı Rus Baron. Uyuşturucu Kaçakçısı Çin Baronu. Bunları ülkeye sokan Amerikan Baronu. Üçünün toplantısı Las Vegas’ın en önemli otellerinden birinde gerçekleşecekti. En önemli anlaşmalara burada imzalanmıştı. Mirza ve Sebastian dışarıda bekliyorlardı.. Otelin yirmi üçüncü katında gerçekleşecek görüşme için her şey hazırdı. Kuş uçmuyordu otelin etrafında yoğun güvenlik önlemi vardı. Üç baronda otele giriş yaptılar arka arkaya. Saatler gece yarısı on ikiyi gösteriyordu.

Sebastian ‘’ Buraya girmek neredeyse imkansız ‘’

Mirza ‘’ İmkansız diye bir şey yok ‘’

Sebastian elinde tuttuğu tabancası ile fırsat kolluyordu. Mirza ise arabanın arkasından çıkardığı bazukayı eline aldı. Sebastian elindeki tabancaya baktı sonra ise Mirza'nın elindeki Bazukaya.. Tabancayı beline koydu. Başka bazuka var mı ? diye sordu. Mirza ise var dedi. Mirza ve Sebastian otelin yirmi üçüncü katındaki odaya bombaları fırlattılar. Bazuka’nın bombası gidiyordu.
Bazuka giderken Mirza diğer bombayı taktı ve onuda ateşledi. Normal bir şekilde bazukayı ateşliyor ve yerden bir bomba daha alıp onuda yirmi üçüncü kata ateşliyordu. Otelin yirmi üçüncü katını yerle bir etmişti Mirza.Rus baron, Çin baronu ve Amerikan baronunun parçalarını toplamaya çalışırken Amerikan polisi,Mirza ve Sebastian siyah klasik arabalarıyla çoktan Las Vegas’tan ayrılmışlardı.Sebastian cep telefonundan haberleri izliyordu.Olayı anlatan kadın spikerin duygu yüklü konuşmasını dinleyen Sebastian iyice keyiflenmişti. Yaptığı suikastlar ne kadar büyük ne kadar etkili ve ne kadar ölüm içeriyorsa o kadar keyifleniyordu.



İki Gün Sonra Washington

Karısı ve İki çocuğu ile birlikte sinemaya gitmeye hazırlanıyordu Bay Salamon. Çocuklarını kıramamıştı. O yüzden sinemayı kapatmak için yüklü miktarda para ödemişti. Sinemada kendilerinden başka hiç kimse yoktu. Çocukları güzelce eğlenmişti Bay Salamon’un. Başka yerdeki çocuklar kendi sattığı silahlarla ölürken kendi çocuklarının mutluluğu için sinema bile kapatıyordu Bay Salamon.Çocuklarının bütün isteklerini yerine getirmeye çalışıyordu. Aslında çok garipti. Bir çok çocuğun ölümüne neden olan, savaşlar başlatıp savaşlar bitiren büyük bir konseyin silah kaçakçılığı rolünü üstlenen Bay Salamon çocuklarıyla birlikte mutlu bir şekilde film izliyordu.Çocukları ile çok mutluydu.Sonunda film bitmişti.Büyük oğlu sağında küçük kızı ise solunda yürüyordu.İkisinin de elinden tutuyordu.Çıkışa doğru yöneldi.Güvenlik müdürü dışarıyı kontrol ettikten sonra “Çıkabilirsiniz Bay Salamon” dedi.Salamon ve çocukları sinemanın kapısından çıkıp arabalarına doğru yürüyorlardı.Güvenlik açısından gittikleri sinema ara sokaktaydı.Gri takım elbiseli fötr şapkalı, pardösülü Mirza, ara sokakların birinden çıkarak Thomson marka otomatik tüfekle Bay Salamon’un Karşısına çıktı. Arkadan yaklaşan Sebastian ise korumaların kafasına hızlı ve seri bir şekilde kafalarına birer kurşun sıkarak Bay Salamon’u yalnız bıraktı.Bay Salamon’un çocukları babalarının arkasına saklanmıştı. Karısı ise “Kim bunlar, ne oluyor?” diye panik içerisinde sorular soruyordu.Bay Salamon ise  hiç korkmuyordu.”Sizi kim gönderdi?” diye sordu. Mirza:“Yan masadan gönderdiler!” Bay Salamon:”O ne demek?” diye bağırdı. Mirza elindeki Thomson’un namlusunu dudaklarına getirdi ve “Suuus” dedi. Bay Salamon ‘’ Çocuklarımı ve Karımı bırak ‘’ Bana ne yapıyorsan yap. Sizden korkmuyorum ‘’ diye bağırdı. Sebastian ise birden Bay Salamon’un karısının beynini dağıttı. Mirza ‘’ Birincisi Bay Salamon bize asla emir vermeyin ‘’ ‘’ İkincisi Bay Salamon sizi ve ailenizi tamamen yok edeceğiz ‘’ Mirza Thomson’u Salamon’a ve çocuklarına doğrulttuğu gibi ateş etmeye başladı. Bay Salamon’un vücuduna bir çok mermi isabet etti. Bay Salamon yere düşmeden canını çoktan teslim etmişti. Mirza ve Sebastian çocukları orada bırakarak oradan uzaklaştılar. Bir kaç saat geçmeden Mirza ve Sebastian, Bay Salamon’un ofisini bastılar.
Ellerindeki thomsonlar ile ofisinde bulunan yirmi kişiyi kurşunlarla buluşturdular. Bay Salamon’un ölüm haberi duyulmadan O’nun hesabına çalışanların da sonu gelmişti.


Bir kaç gün sonra Amerika Kaliforniya’da bir otel odası..

Sebastian ‘’ Neden Kaliforniya’yı seçtik ? ‘’

Mirza ‘’ 150 sene evvel altın kaynakları keşfedildi burada. O zamanlar nüfusu on binin altındayken
günümüzde Amerika kıtası'nın en büyük ekonomi merkezi konumuna gelen Kaliforniya; Amerika Birleşik Devletleri'nin de en büyük ekonomik gücünü temsil eder.

Kaliforniya eğer bir ülke olsaydı, dünyanın en büyük 6'ıncı ekonomisine sahip olurdu.) Bu ekonomiksel durum, resmi yerleşimi henüz 200 yaşına bile gelmemiş topraklarda ulaşılabilen mucizevi bir başarıdır.”

Sebastian ‘’ Sen bunları nereden biliyorsun ‘’

Mirza ‘’ Otelin resepsiyonunda kaliforniya hakkında bilgi kitapçığını alıp okusaydın sende bilirdin ‘’

‘’ Çok gezen bilmez Sebo çok okuyan bilir ‘’

‘’ Çok gezen bilir, çok yaşayan bilir lafı okuyamayan eziklerin uydurmuş olduğu bir saçmalıktır sadece ‘’

Sebastian ‘’ Vay arkadaş ‘’

'' Amerikaya geldiğimizden beri ayaklı kütüphane gibi oldun ''

'' Nasıl bir hava atıyorsun bana anlamıyorum ''

Mirza ‘’ Ee yeğenim kızları dürteceğine biraz beynini kullan ''

Sebastian '' En kısa zamanda .. ''

Ertesi gün Hollywood Film Stüdyosu Mirza ve Sebastian temizlikçi olarak Hollywood’da işe başlamışlardır. İki temizlik işçisini kaçıran bu ikili onların yerine işe girdiler. Yerleri temizliyorlardı. Mirza ve Sebastian rollerini iyi yapıyorlardı.. Birden limuzinden bir bayan indi. Yanında yirmiye yakın koruması vardı. Sebastian birden elindekileri bıraktı ve koşarak bir artistin yanına gitti.

Sebastian ‘’ Sizin çok büyük hayranınızım ‘’

‘’ Bana imzalı bir resminizi verebilir misiniz ? ‘’

Rihanna ‘’ Tabikide ‘’

Rihanna yanındakine baktı ve yanında duran takım elbiseli adam cebinden bir fotoğraf ve kalem çıkartarak Rihanna ya uzattı.

Rihanna ‘’ Ne yazmamı istersin ? ‘’

Mirza ‘’ En iyi pompacı diye yaz 3860 a gönder Rihanna..”

Sebastian ‘’ Arkadaşımın kusuruna bakmayın. Sebastian’a sevgilerimle diye yazarmısınız ‘’

Rihanna ‘’ Olur ‘’

Rihanna elindeki resmi imzaladı ve Mirza’ya doğru baktı. Mirza’ya ters ingilizce ile ‘’ Sen David Nicolas’ın yenilmez Mirza’sı değil misin ? ‘’ ‘’ o gün bende oradaydım. Polis katili ‘’ diye sordu.
Mirza anlamamıştı. ‘’ Anlamadım ‘’ diye cevap verdi. Rihanna ise düz ingilizce ile ‘’ Boş ver unut gitsin ‘’ dedi ve yanındaki korumalarına ‘’ Bugün çalışmak istemiyorum.. Bu hafta çalışmak hiç istemiyorum. Klip çekimini önümüzdeki aya erteleyin ‘’ dedi ve oradan hızlıca uzaklaştı. Sebastian ne olup bittiğini anlamamıştı. Rihanna uzaklaşırken Sebastian Mirza’nın yanına doğru geldi.

Sebastian ‘’ Bak kaçırdın karıyı ‘’

Mirza ‘’ Genelde beni görünce ya çığlık atarlar yada kaçarlar ‘’

‘’ Çığlık atarken de kaçarlar Sebastian ‘’

Sebastian ‘’ Ne diye atlıyorsun oradan en iyi pompacı diye ‘’

Mirza ‘’ Belki benzin istasyonundaki pompacı niye hemen kötüye alıyorsun ki ‘’

‘’ İçi fesat sebo ‘’

Sebastian ‘’ Neyse boşver. Böyle olması çok daha iyi oldu. Bunun gibi sexy bir kalçanın ölmeyecek olmasına sevindim. Hadi işimize bakalım. Kaliforniya’da daha çok işimiz var ‘’

Mirza ‘’ Kesinlikle ‘’

Steven ilk kez Hollywood’u gezmek için gelmişti. Kilometrelerce yolu hep görmek istediği Hollywood’u görmek için gelmişti. Öğretmeni birbirinizden ayrılmayın el ele tutuşun diyordu. Rehber ise onlara Hollywood hakkında bilgiler veriyordu. Steven yanındaki Thomas’a birgün burada bende çalışacağım diyordu. Hollywood hakkında her şeyi biliyordu Steven. O yüzden rehberi dinlemek yerine büyülü ortamı izliyordu.. Öğretmen “Şimdi de trene bineceğiz” diyordu.. “Herkesten yanındaki arkadaşı ile sıra olmasını istiyorum” O sırada Steven temizlik işçileri Mirza ve Sebastian’ı görmüştü. Onların yanına geldi. Onlarla konuşmak istiyordu.

Steven ‘’ Merhaba ‘’

Mirza ‘’ Merhaba ‘’

Steven ‘’ Kaç yıldır bu işi yapıyorsunuz ‘’

Mirza ‘’ Bugün başladık ‘’

Steven ‘’ Bu atmosferde çalışmak mükemmel olmalı ‘’

Mirza ‘’ Kaç yaşındasın ‘’

Steven ‘’ Dokuz yaşındayım ‘’

‘’ Tek bir hayalim var bugün burada çalışmak ‘’

Mirza ‘’ Sana tavsiyem buranın keyfini çıkart ‘’

‘’ Yemek istediğin bir şey varsa ye hiç çekinme. ‘’

‘’ Paranı son kuruşuna kadar harca ‘’

‘’ Ve hayallerinin peşinden git ‘’

Steven ‘’ Tavsiyeni dikkate alacağım ‘’

Öğretmen ‘’ Steven buraya gel ‘’

Steven ‘’ Gitmek zorundayım ‘’

Mirza ‘’ Hakkını helal et ‘’ ( Arapça söyledi )

Steven ‘’ Ne dedin anlamadım ‘’

Mirza ‘’ İyi şanslar ‘’

Steven ‘’ Teşekkürler ‘’

Steven Mirza ve Sebastian’ın yanından ayrılıyordu. Sebastian ve Mirza ise arkasından bakıyordu çocuğun.

Mirza ‘’ Cinayet işlememiz gereklimi ki ? ‘’

Sebastian ‘’ Devlet cinayet işlemez Mirza. İdam eder ‘’

Mirza ‘’ Nereden buluyorsun böyle süslü lafları ‘’

Sebastian ‘’ Aklıma geliyor ‘’

Mirza ‘’ Alfa-Star’dan sonra sen bir gün Türkiye’nin başınada geçersin ‘’

Sebastian ‘’ Kısmet. ‘’

‘’ Sen yanımda ol yeter ‘’

Mirza ‘’ Gene İbrahim Tatlıses’e bağladın olayı ‘’

‘’ Gariban sikici sebo ‘’

Sebastian ‘’ Kes sesini. ‘’

Steven ve arkadaşları trene bindiler.. Korku treniydi bu. Hollywood’u her ziyarete gelenin bindiği bir yerdi. Dinozorlar King Kong ve diğer canavarların olduğu çeşitli klasik filmlerin setlerinin önünden geçiliyordu. Rehber King Kong’u görüyoruz dediği anda King Kong çıktı ve öğrencilere saldırma hareketi yaptı. Bütün öğrenciler bağırıyordu korkudan. Şimdi ise 1940 ların efsane filmi halk düşmanları ile karşınızdayız. Amerikada’ki güç savaşını konu alan bu film. Steven hayranlıkla izliyordu halk düşmanlarını bir anda patlama sesi ile birlikte alevler trene doğru gelirken trende havaya uçmuştu. Bir kaç patlama sesi daha duyuldu. Hollywood yerle bir olurken polis arabaları ambulanslar Hollywood’a doğru gitmeye çoktan başlamışlardı. Mirza ve Sebastian ise oradan uzaklaşıyordu.. Hollywood yerle bir olmuştu çoktan..



Ertesi gün Kaliforniya Belediye Binası Önü

Kaliforniya Valisi Hollywood’a yapılan saldırı için halkın önünde basın açıklaması yapıyordu. Bu lanet saldırıyı kınıyoruz. Bu lanet terör saldırısının faillerini en kısa zamanda yakalayıp bu meydanda asacağız. Yetkililerin elinde önemli ip uçları var. Zor yürüyen yaşlı bir kadın bile burada. Korumalara izin verin yaşlı bayan bana bir şey söylemek istiyor.. Korumalar yaşlı bayan’ı Kaliforniya valisinin yanına kadar getirdiler.

Yaşlı Kadın ‘’ Tanrı sizi korusun ‘’

Cebinden çıkardığı gümüş işlemeli hac’ı kaliforniya valisinin boynuna asmak istedi. Fakat yaşlı kadın o kadar halsiz ve güçsüzdü ki yürün geçleri olmadan ayakta zor duruyordu. Kaliforniya valisi eğildi ve hacı takmasına yardımcı oldu.

Kaliforniya Valisi ‘’ İşte sırf bu yüzden Amerika yıkılmaz ‘’

‘’ Teşekkür ediyorum bize inancınız için hanım efendi ‘’

Yaşlı bayan korumaların eşliğinde yürün geçlerine tutundu ve yürümeye başladı. Kalabalığın alkışları
eşliğinde yürüyordu. Kaliforniya Valisi ise gözleri dolmuştu. Konuşmasına devam ediyordu. İyice galeyana gelmişti. Yaşlı bayan ise yavaş yavaş uzaklaşıyordu.. Kaliforniya valisi hala yaşlı kadını gözleri ile takip ediyordu ara sıra. Kaliforniya Valisi Sözlerini bitirdiği sırada Yaşlı kadın ona uzaktan bakıyordu. Elini işaret parmağı ile orta parmağını namlu ve baş parmağını horoz gibi yaptı. Kaliforniya valisine uzaktan ateş ettiği sırada bir patlama sesi duyuldu. Kaliforniya valisinin boynuna asılmış olan haç birden patladı ve valiyi bütün herkesin gözleri önünde paramparça oldu. Kan ve validen kalanlar kalabalığın üzerine sıçramıştı çoktan. Kalabalık panikle kaçmaya çalışırken karşılıklı duran iki çöp tenekesi birden patladı. O patlamalar bittiğini sanılırken birden belediye binası havaya uçtu. Ayağı kopanlar kolu kopanlar. Patlama ve yangın sesinin üzerine etrafta bağırmalar hakimdi. İtfaiye ambulans ve polisler görev yerine gelecekleri sırada orada duran bir arabada patladı. İtfaiye yi ambulansı ve polis arabalarını etkiledi. Kimse bir patlama daha gelecek diye müdahale bile etmiyordu. Yaşlı kadın ise karanlık sokaklarda kaybolmuştu. Yaşlı kadın Sebastian’dan başkası değildi. Sebastian lağımdan kaçarken polisler ise görgü tanığı arıyorlardı. Hala ip ucu arayan polisler ellerinde hiç bir delil yoktu. Sebastian ve Mirza New York’a çok tan harekete geçmişlerdi bile.

Yedi gün sonra New York. Amerikan yetkilileri metro hava yolları her tarafı tutmuşlardı. Ülkeye giriş ve çıkışları dahi yasaklatmışlardı. Amerikalı yetkililer halka dışarıya çıkmamalarını öneriyorlardı. Fakat New York Halkı Terör saldırılarını ve hükümetin hala saldırganları yakalanamaması üzerine protesto yürüyüşüne başlamışlardı. Ünlü New York Times meydanında toplanan binlerce kalabalık saldırıyı protesto ediyorlardı. Obama’yı istifaya çağırıyorlardı. Binlerce kişilik kalabalık hükümeti istifaya çağırıyordu. Sıkı güvenlik önlemleri alınmıştı. Bomba imha ekipleri eğitimli köpekler çatılarda keskin nişancılar yüzlerce polis itfaiye eri ve ambulanslar bekliyordu. Konuşmacı mikrofona geçti.

Konuşmacı ‘’ Ülkemizde bir aydır hemen hemen her gün saldırılar devam etmekte. Bu saldırılar karşısında hükümetimizin acizliği görülmüştür. Afganistan Bağdat Suriye İran Irak ‘a barış getirmeye çalışan Amerika hükümeti barışı kendi içinde arasın başta. Obama’yı istifaya davet ediyorum..

Patlayan silahlar Amerikan malı. Patlayan bombalar Amerikan Malı. Kendi silahlarımız ile vuruluyoruz.

Halk bağırıyordu konuşmacı karşısında.

Birden helikopter sesi duyuldu. Apachi helikopter kalabalığın olduğu yöne doğru ilerliyordu.
Helikopter’den atılan füzeler keskin nişancıları hedef almıştı. Kalabalık patlama seslerinin ne olduğunu bile anlamadan üzerlerine helikopterden yağmur gibi kurşunlar inmeye çoktan başlamıştı. Kalabağıla otomatik tüfek ile ateş ediyordu Mirza. Helikopteri ise Sebastian kullanıyordu.. İki acımasız katil halkı kurşuna diziyorlardı.. Keskin nişancılar çoktan ölmüşlerdi. Halk kaçmaya çalışıyor fakat Mirza’nın kurşunlarına hedef oluyorlardı.. Kurşunlardan kaçamıyorlardı. Amerikan halkı meydandan kaçmaya çalışırken birden sokak aralarında bombalar patlamaya başladı. 2 dakikalık silahlı saldırı ve yedi bombanın kullanıldığı bu kanlı eylem bittiğinde 420 amerikan vatandaşı ölürken ikiyüze yakın amerikan vatandaşı ise saldırının anılarını vücudunda birer iz olarak taşıyacaklardı..

Bir kaç gün sonra.. Ortalık son saldırıdan sonra normale dönmeye başlamıştı. Birden Tv kanallarından iki kişi belirdi. Bunlar yüzleri kar maskesiyle örtülü Mirza ve Sebastian’dan başkası değildi.

Bizler Kurtuluş Örgütü adına konuşuyoruz. Şu anda Amerikanın tüm eyaletlerinde bombalar var.
Özelliklede Üniversite Kolej ve ilk öğretimlerde. Her eyalette yirmi üç tane okulda ayrı ayrı bomba
var. Okulları boşaltmaya çalışırsanız patlar. Okuldaki öğrenciler kaçmaya çalışırsa patlar. Size dört saat süre veriyoruz. Guatemaladaki bütün kardeşlerimiz serbest bırakılacak. Guatemala'da ölen her kardeşimiz adına on milyon amerikan doları vereceksiniz. Süre başladı.

Ekrandaki görüntü yerini 04:00:00 dan 03:59:59'a dönmüş ve bir saniyede bir inmeye çoktan başlamıştı.. 

Yayının nereden geldiği belli değildi.Kimsenin umrunda da değildi.Herkes evladının,yeğeninin canını
düşünüyordu.Sadece halk değil, bütün polisler askeriye ve diğer kuruluşlar okullara akın etmişlerdi
Amerika’nın gardı tamamen düşmüştü. Tomy Gun virüsü meksika sınırından çok kolay geçirdi ve ülkeye yaymaya çoktan başlamıştı. Mirza ve Sebastian uçakla evlerine dönerken.



O sırada Jet Uçak..

Mirza '' Bu Amerika çok uluslu değil, babası belli olan fakat babasının kim olduğu bilinmeyen bir ülke ''

Sebastian '' Neden ''

Mirza '' Yıllarca bir çizgi film oynattılar. Hapishanelerinde yatarken bile onu izlerdik ''

'' Çünkü kahrolası yerde başka hiç bir şey oynamazdı ''

Sebastian '' Hangi çizgi filmmiş o? ''

Mirza '' Duffy Duck ve Bugs Bunny ibnesi. ''

Sebastian '' Tavşanın neresi ibne ''

Mirza '' Hapishanede Bugs diye ibne bir beyaz vardı ''

'' Duffy Duck Zencileri,Bugs Bunny ise beyaz insanları temsil eder. Çizgi Filmde bu yüzden hep kavga ediyorlardır. Hepimiz Duffy Duck'a uyuz olurduk bu yüzden. Bugs Bunny de severdik. Amerika ırkçılığa karşı sözde fakat insanlara ırkçılığı empoze etmeye çalışan çizgi filmler üretiyor ''

Sebastian '' Vay arkadaş ''

'' Bunu nereden duydun sen ''

Mirza '' Hiç kitap okumuyorsun Sebo ''

'' Boyna Müjde Ar’ın kafasını cama sıkıştırmaya çalışıyorsun ''

'' Biraz kitap oku ''

Sebastian '' Sen kitap okuyor musun ? ''

Mirza '' Hayır Sebo ''

'' Mirza kitap gibi adamdır ''

'' Sende olsan olsan bir dergi olabilirsin

Sebastian '' Kitaba çok var diyorsun yani ''

Mirza '' Kitaba çok yok ama sen bir Porno dergisin ''

Sebastian '' He kanka he ''

Mirza '' Amerikayı bana sor kanka ''

'' Her bir şeyini bilirim ''

Sebastian '' İyiki bir kaç sene yattın o hapishanede ''

Mirza '' Benim gibi Müslüman Türk ve Bir Beyaz o hapishanede çok yaşamazdı Sebo ''


O sırada Amerika...

DxN’in planı saat gibi işliyordu. Amerika Birleşik Devletleri’nin terör saldırılarından dolayı Güney Amerika’da neler olup bittiğinden haberi dahi yoktu.Güney Amerika’ya virüs çoktan gelmişti.Argo’nun komutasındaki Alfa Star B takımı virüsü önce Güney Amerika kıtasına yaymış, sonra ise sınırdaki askerler yok ederek zombilerin Amerika Birleşik Devletleri’ne girmesine olanak sağlamıştı.Kendilerine sağlık ekibi süsü vererek Amerika’nın varoşlarına domuz gribi virüsünden koruma adı altında zombi virüsünü masum halka enjekte etmişlerdi.Zombi virüsü Amerikada hızla yayılmaya başladığında Mirza ve Sebastian çoktan Türkiye’ye geri dönmüşlerdi.

Beyaz Saray...

Başkan’ın sekreteri: “Başkanım kırmızı hatta Sayın David Nicholas var.”

Obama telefonu kaldırdı ve “Efendim” dedi.

David Nicolas:”Senin canını neden bağışladım biliyor musun?”

Obama: “Bütün bunların altından senin çıkacağını tahmin etmeliydim.. “

David Nicholas: “Sevdiklerinle vedalaş Siyah Adam..Bir hafta içinde tanıdığın herkes ölecek. Onüçler
konseyine yanlış yapmanın bedelini sevdiklerinin kanıyla ödeyeceksin.”

David Nicolas Telefon kapanmıştı...

Obama sinirli bir şekilde kırmızı telefonu yerine koydu.Kırmızı telefon tekrar çalmaya başladı. Obama telefonu açar açmaz “ Daha ne istiyorsun orospu çocuğu” diye bağırdı.

Obama’nın karısı: “Hayatım benim. Kızlarımız çok hasta. Lütfen buraya gel. Üç gün önce okulda domuz gribine karşı aşılandıklarını söylüyorlar.”

9 Şubat 2014 Pazar

11. Özel Bölüm Ölümcül Dövüş

Zombilerin Dünyası 3. Yılına Özel, Ölüm Dövüşü Özel Bölüm


Yıl 1997

Beyefendi '' Hepinizi buraya neden getirdim bilmek istiyorsunuz ''

'' Özel eğitimlerden geçtiniz ''

'' İlk önce 64 kişiydiniz buraya geldiğinizde.. 32 kişi kaldınız.. Şimdi ise 16 kişisiniz.. ve üzgünüm ki sekiz kişi daha burayı terk edecek.. ''

'' Sizler Allah tarafından seçilmiş olanlarsınız. ''

'' Buradan tek bir şampiyon çıkacak ''

'' O şampiyon bizim de ülkeninde şampiyonu olacak ''

'' Bütün askerlerin başı olacaktır ''

'' Sorusu olan ''

Mirza '' Ben bütün askerlerin başı olmak istiyorsam ? ''

'' Sadece Sebastian'ın başı olmak istiyorsam ''

'' Baş derken diğer anlamda değil ''

Beyefendi gülümsedi.. '' O zaman dövüşmezsin Mirza ''

'' İlk dövüşte ölürsün ''

'' Yenilmez Mirza ''

Mirza '' Anlaştık o zaman ''

Beyefendi '' Seyfo ''

'' Torbayı getirin ''

Seyfo '' Emredersiniz Efendim ''

Beyefendi '' Asit ilk sıra senin seç bakalım ''

'' Torbanın içinden bir isim al ve yüksek ses ile oku ''

Asit hızlıca yerinden kalktı koşar adımlarla yürüdü ve torbaya elini soktu. Bir kağıdı eline aldı. Kağıdı açtı..

Asit '' Kocaeli  '' diye bağırdı..


Son 16

Asit vs Kocaeli

Şeytan vs Sansar

Ölüm Meleği vs Kabil

Ateş vs Habil

Mirza vs Ares

Barut vs Tuncay

Sebastian vs Kabus

Argo vs Medet



Barut Tuncay'a karşı..  Barut'un üstünlüğü ile geçen karşılaşmayı Barut kazandı.. Rakibi Mirza oldu..

Barut Tuncay'ı dövmeye devam ediyor. Tuncay'ın bütün vücuduna Barut'un sert yumrukları gelmeye devam ediyor.. Barut Tuncay'ı cezalandırıyor sanki. Tuncay tekrar yere düştü.. Barut geldi ve Tuncay'ın boynunu kırdı.. Kazanan Barut oluyor..


Şeytan Sansar'a karşı.. Şeytan ile Sansar başa baş bir mücadele ile son dakikalara girdiler.. Şeytan son dakikalarda yaptığı hamleler ile Sansar'ı öldürmeyi başardı..

Şeytan ve Sansar iyice yoruldular.. Fakat ikiside mücadeleyi bırakmıyor.. ilk hata yapan kaybedecek gibi görülüyor.. Sansar tekme attı. Fakat Şeytan Sansar'ın tekmesini yakalıyor. Şeytan Sansar'ın bacak arasına bir yumruk atarak Sansar'ı kısır ediyor.. Sansar yerde acı içinde kıvranırken Şeytan Sansar'ın acımadan boynunu kırıyor..

Asit, Kocaeli'ye karşı.. Asit'in büyük üstünlüğü ile geçen dövüşü Asit kazandı. Rakibi Şeytan oldu..

Kocaeli ve Asit birbirlerine sert ifadeler ile bakıyorlardı.. O kadar darbe almasına rağmen Kocaeli hala ayaktaydı.. Kocaeli pes etmek istemiyordu. Fakat artık çok yorulmuştu.. Asit Kocaeli'ye doğru koşarak geldi ve Kocaeli'nin göğsüne ayağının tabanı ile sert bir tekme vurdu. Kocaeli aldığı tekme ile sırt üstü yere düştü. Asit Kocaeli'nin kafasına vurmaya başladı.. Kocaeli son nefesini Asit'in ayaklarının altında verdi..  

Kabil, Ölüm Meleği'ne karşı .. Ölüm Meleği Kabil'i dövüş başlar başlamaz kombine yumruklarla birlikte yere düşürdü. Ne olduğunu bile anlamaya fırsatı olmayan Kabil'in boynunu hemen kırıverdi. 

Ateş. Habil'e karşı.. Ölüm Meleği Kabil'i öldürürken. Ateş ise Habil ile denk bir mücadele içerisine girdi. Fakat bu dövüşten Ateş galip çıkmayı bildi..

Argo, Medet'e karşı.. Argo Medet'i fena dövdü.. Rakibini küçümsedi.. Medet'in hiç bir şansı yoktu.. Fakat rakibine çok acı çektirdi.. Medet'in iki kolunu birden kırdıktan sonra öldürdü..


Ares, Mirza'ya Karşı..  Ares'in Mirza'ya karşı şansı olmadı. Müsabaka başlar başlamaz Mirza rakibini direk öldürdü..


Kabus, Sebastian'a karşı..  Sebastian Kabus'u oyalanmadan öldürmeyi başardı..


Üç gün sonra ..

Son Sekiz  : 8

Asit vs Şeytan

Ölüm Meleği vs Ateş 

Mirza vs Barut

Sebastian vs Argo



Asit Şeytan'a Karşı...

Asit ve Şeytan büyük bir rekabet halindeydiler.. Birbirlerinden asla hoşlanmazlardı..Asit ve Şeytan savaş alanının ortasına gelmişlerdi. Beyefendi ile Seyfo ve diğer askerler ikilinin kapışmasını bekliyorlardı.. 

Asit ve Şeytan Beyefendiye doğru dönüp selamlarını verdiler.. Beyefendi '' Başlayın '' dedi.. Şeytan ve Asit birbirlerine bakıyorlardı.. Bir ipteki iki cambaz misali. Doğru zamanı ve doğru hamleyi bekliyorlardı. Yavaşça birbirlerine yaklaşıyorlardı. ilk hamle önemliydi.. İkiside birbirlerinin başka rakipler ile yaptıkları karşılaşmaları izlemişti. O yüzden kafalarında bir dövüş planı uygulamışlardı.. Asit sonunda ilk hamleyi yaptı..  Koşarak Şeytan'ın üzerine geldi. Şeytan ise kendini geri çekti. Şeytan kendini geri çekince Asit durdu.. Bu sefer Şeytan bir hamle yaptı fakat bu seferde Asit geriye doğru çekildi. Birbirlerinin oyununu bozmayı iyi biliyorlardı.. Dakikalarca birbirlerini tarttılar. Fakat ikiside daha hamle yapmamıştı.

Asit Şeytan'a yaklaşarak sağ yumruğunu havaya kaldırdı.. Şeytan gardını almıştı. Fakat Asit yumruk yerine birden Şeytan'ın diz kapağının arka kısmına tekmeyi vurdu. Şeytan bir anda ayağını kırarak yere eğildi. Asit bir yumruk da suratına çıkartarak Şeytan'ı yere serdi. Asit Şeytan'ı yerden kaldırmadan saldırmaya devam etti. Şeytan'ın kafasına bütün gücü ile bir tekme attı. Şeytan yerde yuvarlandı. Asit Şeytan'ı yerden yere vuruyordu. Yerden kalkmasına fırsat tanımıyordu.. Şeytan bir türlü yerden kalkamıyordu.. Asit yerde yatan Şeytan'a bir tekme daha vurdu.. Şeytan'ın burnundan kan gelmeye başlamıştı. Asit Şeytan'nın artık işini bitirmişti.. Ayağının tabanı ile bütün kinini ve öfkesini kusarak Şeytan'ın kafasını ezmeye başladı.. Suratını tamamen dağıttı. Dişlerini döktü.. Burnunu dümdüz etti.

Kazanan Asit..

Mirza Barut'a karşı..

Mirza ve Barut karşı karşıya geldiler.. Mirza ağır adımlarla yürüyordu. Barut ise çoktan yerini almıştı.. Barut kemiklerini kütürdetiyordu.. Barut'un üzerinde asker kıyafeti varken. Mirza'da ise bir bol bir kot pantolon üzerinde sadece asker künyesi ve ayağında bot vardı.

Barut '' Hep bu anı bekledim ''

Mirza '' Seni beklettiğim için özür dilerim ''

'' Sigara yaksaydın daha hızlı gelirdim ''

Barut '' Hangimizin daha güçlü olduğunu sonunda göreceğiz ''

Mirza '' Kardeşin de aynılarını diyordu ''

'' Erkenden gitti rahmetli ''

Barut bu laftan sonra koşarak Mirza'nın üzerine doğru geldi. Mirza ise bir anda omuzun üstünde Barut'ta doğru yuvarlandı. Ve Barut'un ayaklarını yerden kesti. Barut yüz üstü yere çakıldı.. Ama hemen ayağa kalktı. Mirza zaten ayaktaydı.. Barut tekrardan Mirza'nın üzerine doğru koştu. Mirza ise yerinde sabit bekliyordu. Mirza'ya tam sarılıp yere düşüreceği anda Mirza'dan bir tekme Barut'un suratında patladı. Barut tekrardan yerdeydi. Barut yerdeki kumlara vurdu ve tekrardan ayağa kalktı. Barut tekrardan Mirza'nın üzerine doğru koştu. Mirza'da Barut'un üzerine doğru koşarken birden ayaklarına kaydı ve Barut'u tekrardan yere düşürdü. Barut ile Mirza 'nın dövüşmesi devam ediyordu.. Dövüş Mirza'nın büyük üstünlüğü ile devam ediyordu.

Seyfo '' Barut'ta hiç bir şey yok ''

Beyefendi '' Mirza çok sakin biri. ''

'' Barut'u çok sinirlendirdi ''

'' Dövüşmek aslında tamamen psikolojik bir şey. Tamam hız yumruk her şey çok önemli ama en önemlisi sakin olmayı başarabilmek. ''

'' Mirza çok sakin biri ''

'' O yüzden asla kaybetmez ''

'' ve dikkat ediyorsan Mirza savunma uyguluyor ''

'' daha saldırmadı ''

'' Barutu yormaya çalışıyor ''

Barut yerden kalkarken avucunun içine kum aldı ve ağır hareketlerle yerden kalktı.. Mirza ile göz göze geldiler.. Barut ağır adımlarla Mirza'nın üzerine doğru geliyordu..

Barut '' Keşke benim kardeşim sen olsaydın ''

Mirza '' Neden ''

Barut '' O zaman dünyaya kafa tutardık ''

Mirza '' Dünya ya kafa tutma gibi bir isteğim yok ki benim ''

'' Dünyaya kafa tutacaksam da , sana ihtiyacım yok ki benim ''

Barut Mirza'nın gözlerine doğru kumu fırlattı. Mirza bir an afallarken Barut Mirza'nın suratına tekmeyi vurarak yere düşürdü.. Mirza yerdeydi.. Mirza hiç bir şey göremiyor ve gözleri çok acıyordu.. Mirza yerden kalkmadan Barut koşarak geldi ve Mirza'nın kafasına bir tekme vurdu. Mirza yerde yuvarlandı. Mirzayı arkadan yakaladı.. koluyla boğazını sıkarken diğer eliyle de kafasına bastırıyordu.. Mirza'yı arkadan arkadan sarılmış ve boğuyordu sağ koluyla. Mirza'nın canı çok yanıyordu.. Boğuluyordu. İyi sıkıştırmıştı Mirza'yı.. Mirza yavaşça ayağa kalkmaya çalışıyordu.. Ama sonunda ayağa kalkmayı başardı. Barut ise hala onu boğuyordu. Barut'a dirsek vurmaya başladı. Barut'a vurduğu üçüncü dirsekten sonra Barut biraz da olsa ellerini gevşettiği anda Mirza kafasının arkası ile Barut'a kafayı attı. Barut'un o an burnu kırıldı. Aldığı kafanın etkisi ile Barut gerisin geriye gidiyorken Mirza Barut'un ayaklarına bir tekme attı ve Barut'u yere düşürdü..Barut'a doğru yürüdü.. Barutun gözlerine baş parmağı ile bastırmaya başladı. Barut acıdan bağırıyordu.. Barut'un gözlerine bastırmaya devam ediyordu Mirza.. Barut'un gözlerinden kan geliyordu.. Barut'u kör etmişti.. Barut gözlerinin içeriye doğru kayması ile ölümü kaçınılmaz oldu..


Ateş Ölüm Meleği'ne karşı..

İki kardeş birbirlerine doğru bakıyorlardı.. Ateş koşarak geldi ve Ölüm Meleği'ne bir sağ yumruk attı. Sonra bir sol yumruk. Sonra tekrar bir sağ yumruk. Ölüm Meleği yere düştü.. Ölüm Meleği ayağa kalktı. Ateş tekrardan saldırdı. Sol yumruk attı Ateş. Fakat Ölüm Meleği Sol yumruğunu kesti ve Ateş'e sol yumruğu ile karşılık vererek Ateş'i yere düşürdü. Ölüm Meleği Ateş'in yerden kalkmasını bekliyordu.. Ateş yerden kalktı ve tekrar saldırdı Ölüm Meleği'ne. Ölüm Meleği bu sefer öldürücü tekmesini Ateş'in suratında patlattı. Ateş tekrar yere düşmüştü. Ölüm Meleği yerde yatan kardeşinin üzerine gitmiyordu. Ateş tekrar ayağa kalktı ve Abisine doğru yaklaştı. Ölüm Meleği Ateş'i boğazından tuttuğu gibi havaya doğru kaldırdı ve sırt üstü yere çarptı. Ateş'in canı çok yanmıştı. Fakat Ateş vazgeçmeden tekrardan ayağa kalkmayı başardı. Ateş tekrardan saldırdı Ölüm Meleği'ne. Ölüm Meleği sakince Ateş'in bütün hamlelerini savuşturmayı başardı. Ateş'e bir kafa attı. Ateş tekrar yere yığıldı. Ölüm Meleği yerdeki kardeşine saldırmadan bekliyordu..

Ateş vazgeçmeden tekrar kalktı. Bir fırsatını bulup Ölüm Meleği'ne yumruk attı. Ölüm Meleği'nin ağzından kan geliyordu.. Ölüm Meleği sinirlendi ve Ateş'in üzerine doğru koşarak karnından yakaladı ve havaya kaldırıp yere bıraktı. Ateş yüz üstü yere düşmüştü. Ateş yavaşça toparlandı. Ölüm Meleği üzerine doğru koşarken Ateş bir tekme attı. Ölüm Meleği'nin kasıklarına gelen bu tekme Ölüm Meleği'ni yere düşürmüştü. Ateş Yere düşen Ölüm Meleği'ni tekmelemeye başladı. Karnını göğsünü kafasını. Neresine denk gelirse gelsin acımadan tekmeliyordu abisini. Sanki karşısındaki abisi değil kan davalı düşmanıydı. Ölüm Meleği yerde yatarken Ateş'in ayağından yakaladı ve yere düşürdü. Sonra ise üstüne geldi. Suratını yumruklamaya başladı kardeşinin. Ölüm Meleği yumruklarını defalarca Ateş'in suratında patlattı. Ateş'in suratı dağılmış ve yarı baygın çaresiz bir şekilde yerde yatıyordu.. Ölüm Meleği kardeşini boğmaya başladı.. Ateş'in direnecek gücü kalmamıştı.. Yavaşça gözlerini kapattı..



Argo Sebastian'a karşı..


Argo '' Hep bu anı bekledim kardeşim ''

Sebastian '' Bende ''

Argo ile Sebastian birbirlerine yumruk atmaya başladılar bile. Bir Sebastian vuruyor bir Argo vuruyordu. Birbirlerini dövüyorlardı. Sebastian sağlı sollu Argo'ya vurmaya başladı ve Argo yere düştü. Argo hemen ayağa kalktı ve koşarak Sebastian'a bir tekme attı. Suratına gelen tekme darbesi ile Sebastian yere düştü. Argo yere düşen Sebastian'ın kafasına vurmak isterken Sebastian aniden yerde yuvarlandı ve Argo'nun tekmesinden kurtuldu. Sebastian ayağa hemen kalktı. Argo koşarak üzerine geldi Sebastian'ın.. Sebastian geriye doğru çekildi ve sağ yumruğunu Argo'nun suratında patlattı. Sonra ise sol yumruğu geldi Sebastian'ın.. Arkasından Bacak arasına doğru bir tekme attı. Argo bacak arasını tutarken Sebastian kafa attı Argo'ya.. Argo'yu sakız gibi yere yapıştırdı.. Argo toparlanmaya çalışırken suratında patlayan tekme ile tekrar yere düştü. Yerde yuvarlandı Argo. Argo'nun kafasına bir tekme daha attı Sebastian.. Sebastian acımasızca Argo'ya eziyet çektiriyordu. Argo'yu yerde bıraktı ve ellerini havaya kaldırdı.. Sıra sende '' Ölüm Meleği '' diye bağırıyordu Sebastian.. Argo toparlanıyordu yavaştan.. Argo toparlandı ve Koşarak Sebastian'a saldırdı. Tekmeleri Sebastian'ın suratına doğru savuruyordu. Fakat Sebastian onları kollarını kullanarak savuşturuyordu. Argo bir yumruk attı. Sebastian Argo'nun yumruğunu yakaladı.. Bileğini birden kırıverdi Argo'nun.. Sonra ise diğer bileğini de kırıverdi.. Argo acı içinde yerde kıvranıyordu.. Sebastian geldi ve boynunu kırıverdi Argo'nun..


Üç gün sonra ..

Beyefendi '' Son dört .. ''

Mirza vs Sebastian

Ölüm Meleği vs Asit

'' Artık yumruk yumruğa marifetlerinizi sergilediniz. ''

'' Artık kılıç ve kalkan ile neler yapabileceğinizi görelim ''

'' Her savaşçı bir tane kılıç ve bir kalkan seçsin ''


Asit. Ölüm Meleği'ne karşı..

Asit ve Ölüm Meleği birer tane kılıç ve kalkan almışlardı.. Kılıç ve kalkanlar çok ağırdı.. Alışkın değillerdi. Kılıç savaşında güçten ziyade teknik önemliydi.. Asit veya Ölüm Meleği'nin hangisinin daha güçlü olursa olsun. Tekniği iyi olan kazanacaktı.. Birbirlerine selam verdiler.. Ölüm Meleği kardeşinden sonra şimdi de Askerini öldürmeyi deneyecekti..

Asit birden kılıcını kaldırdı ve Ölüm Meleği'ne vurdu. Ölüm Meleği kalkanı ile Asit'in saldırısını geçiştirdi. Kendisi bir hamle yaptı fakat Asit hamleyi savuşturdu.. Kalkan ve Kılıç ile dövüşmek zordu.. Bir daha birbirlerine saldırdılar. Asit kalkanını iyi kullanarak Ölüm Meleği'ne bir kılıç darbesi daha savurdu. Fakat Ölüm Meleği bu saldırıyı da geçiştirmeyi başardı. Sonrasında ise Kılıcını Asit'in ayaklarına doğru savurdu. Asit'i bacağından yaralamıştı. Ölüm Meleği etrafında dönerek Asit'in kolunu da kılıç ile kanattı. Asit birden kalkanı kılıç gibi savurdu ve Ölüm Meleği'nin kafasına doğru hamlesini yaptı kalkanla. Ölüm Meleği bu hamleyi beklemediği için geriye doğru adım atarken Asit kendi etrafında dönerek kılıcını savurdu bu seferde. Ölüm Meleği Asit'in kılıcından kaçamamış ve karnından yaralanmıştı.. Tekrar toparlandı Ölüm Meleği ve tekrar saldırıya geçti. Asit bu saldırı karşısında hiç bir şey yapamıyor sadece savunma yapıyordu. Ölüm Meleği bütün gücü ile kılıcı Asit'in üzerine doğru savuruyordu. Asit kalkanı ile savunma yapıyor ama birbiri ardına gelen kılıç darbeleri Asit'i çok zor durumda bırakıyordu. Ölüm Meleği Kalkana vura vura Asit'i yere düşürürken birden kılıcı yerdeki Asit'in göğsüne saplamıştı bile. Asit'in canı çok yanıyordu '' komutanım özür dilerim '' dedi.. '' Sizi onurlandıramadım '' dedikten sonra gözlerini kapattı ve ölmüştü.. Ölüm Meleği ise kana bulanmış kılıcı yere attı..

Mirza Sebastian'a Karşı..  

Mirza ve Sebastian savaş alanının ortasında birbirlerine bakıyorlardı.. Birbirlerine saldırmıyorlardı.. Bekliyorlardı.. Seyfo '' Size dövüşün '' dedik duymadınız mı ? diye bağırdı.. Mirza '' Dövüşmüyorum '' dedi.. Seyfo '' Neden '' diye bağırdı.. Mirza '' Sebastian'ın canını yakarak burada komutanlık kazanacağıma '' hiç bir şey olmamayı tercih ederim.. Seyfo '' Sen bilirsin '' diye bağırdı.. Seyfo '' Öldür onu Sebastian '' diye bağırdı.. Sebastian '' Saçmalama Seyfo. Mirza'yı öldüreceğime kendim öleyim daha iyi '' dedi alaycı bir ses tonuyla. Seyfo askerlere emretti '' Nişan alın '' .. Askerler birden Mirza ve Sebastian'a nişan aldılar.. Mirza '' Beyefendi ben bu dövüşten çekiliyorum '' dedi. Beyefendi '' Fakat birinizin üstün olduğunu kanıtlaması lazım Mirzacım '' diye cevap verdi. Sebastian '' Mirza ile dövüşerek üstünlük kanıtlayabileceğim bir durum yok '' Mirza '' Eski usul ile hallederim biz '' Beyefendi '' Nasıl '' Mirza '' Bekleyin ''

Mirza ve Sebastian kılıçlarını ve kalkanlarını yere attı. Taş Kağıt Makas oynadılar.. Mirza Taş yaptı. Sebastian ise Kağıt.. Mirza birden kendini yere attı ölmüş numarası yaptı.. Sonra ayağa kalktı.. Kazanan Sebastian dedi ve Sebastian'ın elini kaldırdı bir boksör gibi.. Alkışlayın diye bağırdı.. Kendide alkışlıyordu..

Seyfo '' Ama efendim ''

Beyefendi '' Bunları öldürsen de dövüşmeyecek bunlar ''

'' Bırak nasıl istiyorlarsa ''


Üç gün sonra ..

Sebastian Ölüm Meleği'ne Karşı..

Sebastian Ölüm Meleği ile karşı karşıya geldi.. Birbirlerine sert ifadeler ile bakıyorlardı.. Birden Sebastian saldırıya geçti. Kalkanı ile Ölüm Meleği'nin vücuduna sertce vurdu.. Ölüm Meleği sendeledi..Sebastian Ölüm Meleği'nin etrafında daireler çizerken kılıcı ile bir anda saldırmaya başladı. Ölüm Meleği Sebastian'ın hızlı ve agresif saldırısına karşılık vermekte zorlanıyordu.. Ölüm Meleği ani atağa kalktı. Fakat her vurduğu kılıç darbesi Sebastian'ın kalkanından öteye geçemiyordu. Sebastian birden durdu ve Ölüm Meleği kılıcını kaldırıp tekrar Sebastian'a doğru vurdu. Kalkana gelmişti. Sebastian ise hemen kılıcı ile Ölüm Meleği'ne doğru vurdu fakat buda Ölüm Meleği'nin kalkanına gelmişti. İkisi soluk soluğa kalmışlardı.. Aralarındaki rekabet devam ediyordu.. 

Sebastian kalkanı attı. Ölüm Meleği'de kalkanı attı. Kılıçlar ile birbirlerine saldırdılar. Sebastian saldırıyor Ölüm Meleği savunuyordu. Sonunda Ölüm Meleği hata yaptı. Elindeki kılıç düştü. Sebastian kılıç ile saldırmaya devam etti. Kaburgalarından bir darbe aldı Ölüm Meleği.. Kanamaya başladı karın boşluğu.. Sonra diğer kaburgalarından da bir darbe aldı.. Sonra ise göğsünden.. Sebastian peynir ekmek gibi doğruyordu Ölüm Meleği'ni.. Bir kaç aldatmaca hareket yaparak Ölüm Meleği'ni şaşırtan Sebastian birden Ölüm Meleği'nin boğazını kesiverdi. Ölüm Meleği yavaşça kendini yere doğru bırakırken her şey onun için bitmişti..


Ölüm Meleği '' Ben aslında Sebastian'a kaybetmedim.. Ben Kardeşim bana saldırdığında bu savaşı kaybetmiştim.. Sonra ise Asit bana saldırdı.. İkisini birden öldürmek zorunda kaldım.. Ne uğruna ne için ? Kimin için ? Bu savaş'ın sebebi neydi ? Eskiden savaşlar altın, toprak, nam için yapılıyordu. Şimdiki savaşlar ne için yapılıyor ? Sebastian kendi kanından olmayan Mirza ile dövüşmeyi ret ederken Ateş ve Asit ile neden dövüşmek zorunda kaldım.. Elime suratıma kan bulaştı.. Artık bu kan bana bulaşmayacağı için içimde büyük bir huzur var... ''

Ölüyorum..

Ölüyorum..

'' Duysana .. ''


Bir ay önce ..

Bir hafta önce ..

Doktor Bey '' Bu bir simülasyon. Bütün DxN kobaylarında bunu kullandık. ''

'' İleriyi görmek için uyguladığımız bir şey ''

'' Gelecek vadeden askerlerin bilgilerini bilgisayara yükledikten sonra bir dünya oluşturuyoruz ''

'' Her askerin DNA yapıları ile birlikte hareket ederek otuz yaşındaki Fiziksel, güç ve savaş kapasitesi, zekasını bilgisayar ortamında hesaplıyoruz. Otuz yaşındaki benliği ortaya çıkıyor. ''

'' Bir başka değişle bu koltuklara oturdukları ve bu dünyaya bağlandıkları zaman Kendilerini otuz yaşındaymış gibi kontrol edecekler ''

'' Aldıkları darbeler sonucu beyinlerine bir sinyal gidiyor. Oda aldıkları darbenin şiddetine göre o bölgede acı veriyor. Bir yorgunluk hesabı da olduğu üzere.. Simülasyonda bayıldıkları yada öldükleri zaman otomatik olarak sanal dünyadan  bağlantı kopuyor ''

'' Asıl önemli olan bir şey ise birey kendini o yaşta sanması .. ''

'' O yaştaki düşünceleri olması ''

'' Ayrıca anıları olacak geçmişle alakalı '' 

'' Kendi özgür iradeleri ile dövüşecekler ''

'' Hiç bir riski yok ''

'' Atari salonu gibi ''

Beyefendi '' Benide simülasyona sokabilir misin ? ''

'' Ayrıca kendilerinden gizlemek istiyorum bu durumu ''

'' Sonra gerçeği açıklarım ''

Doktor Bey '' Açıklamanıza gerek yok hipnoz ile unuttururuz ''

Beyefendi '' Bunu sevdim. 50 adamımla beraber bende bu dövüşlerde olacağım ''

Doktor Bey '' Siz bu deneye girecek askerleri belirleyin yeter ''

2 Şubat 2014 Pazar

63. Bölüm Görev Tamam

Ankara Kızılay Meydanı Ana baba günü gibiydi o an.. Zombiler her yeri sarmıştı.. Barış Gücü 13. Helikopter emir üzerine kızılay meydanına doğru harekete geçtiler. .. Askerler hızlı bir şekilde hazırdılar. Okula yada işe geç kalmış insan gibi hızlıca. Helikoptere tek sıra halinde binerek Kızılay meydanına doğru yola çıkmışlardı. Kızılay meydanına geldiklerini helikopter pilotu Teğmen'e '' Kızılay Meydanı '' dedi.. Askerler aşağıda kendilerini bekleyen tehlikenin farkında olmasalar da genede hazır hissediyorlardı kendilerini. Bazılarının ilk göreviydi. Heyecandan ayakları yere vuruyordu.Barış gücüne seçildikten bu yana bu anı bekliyorlardı. Teğmen birden hazırlanın talimatını verdi. Otomatik tüfeklerini kontrol etti hepsi. Görevinizi tekrar ediyorum  Teğmen '' Hareket eden her şeyi öldürün ''  Tilki kod adlı asker Selim ile Paşa kod adlı Ahmet İyi eğitimli askerlerdi.. Tilki Selim biraz daha dış dünya ile barışıkken, Paşa Ahmet ise Sessiz sakin kendi halinde biriydi.Artık zaman gelmişti. Teğmen'in emri ile helikopterlerden sarkıtılan iplerle polislerin olduğu yere inmeye başlamışlardı..

Teğmen televizyondaki görüntüleri izlemişti. Bu bir kıyametti. Teğmen bunun farkındaydı. Her şeyin farkındaydı. Fakat görev kutsaldı.. Ülkenin menfaati için askerlerinin canını ve kendi canını feda etmeye hazırdı..

Teker teker polislerin güvenlik çemberine aldığı yere indiler. Hızlı hareketlerle konumlarını alarak teğmenlerinden haber bekliyorlardı.. Etrafta kötü bir koku ve ceset kan insan organlarından başka hiç bir şey yoktu.. Bazı askerlerin elleri titriyordu korkudan.. 

Zombiler çok kalabalıklardı..

O an haber spikeri '' Evet sayın seyirciler. Şu an Ankara Kızılay Meydanındayız '' Burada tam bir vahşet yaşanıyor '' Etraf ceset kaynıyor '' Şu anda görüyorum. Barış Gücü askerleri polislerimize destek olmak için havadan çıkarma yapıyorlar.. ''

Polis arabaları çapraz bir şekilde park etmişti. Yüzlerce Polis memuru vardı.. Zombiler için tam bir festivaldi o akşam..

Zombiler Barikata doğru yürümeye başladılar..  Teğmen '' Ateş '' emrini verdi.. Barış Gücü askerleri bir anda ateş etmeye başladılar.. 

Fakat barikat tam bir saçmalıktı. Çünkü dört tarafından da gelebilecek tehlikelere açıktı.. Zombilerin bir taraftan geleceğini düşünen polisler güvenlik çemberini tam ortaya kurmuşlardı.. Fakat tahmin ettikleri gibi olmadı. Hem önlerinden hemde arkalarından zombiler yürümeye başlamıştı bile..Zombilerin ortasında kalmıştı yüzlerce polis ve askerler..

Zombiler üzerlerine doğru geliyorlardı.. Zombiler konusunda eğitimsiz polis memurları ve askerler zombileri kafalarından vurmak yerine vücutlarına ateş ediyorlardı.. Buda zombileri sadece yavaşlatıyordu..

Asker '' Teğmen'im bunlar ölmüyor '' diye bağırdı panik içinde ..

Teğmen '' Ateş etmeye devam ''

Asker'in bu lafları son lafı olmuştu. Yaklaşan bir zombi önce elini ısırdı askerin sonra ise arkasından gelen zombi ise Askeri yere yatırmayı başarmıştı. Zombiler ısırıp tekrar ayağa kalkıyorlardı.. Sanki sadece saldırma iç güdüsü ile oradaydılar.. Et yemek istemiyordu zombiler.. İnsanları zombileştirmek istiyorlardı sanki.  İki taraftanda binlerce zombi akın akın gelmeye devam ediyorlardı..

Teğmen '' Haberci '' diye bağırdı o savaşın ortasında.. 

Haberci sırtındaki telefon ile geldi.. Sırtını döndü..

Teğmen Habercinin sırtındaki telefonu aldı ve konuşmaya başladı.. Barış Gücü '' Burası Akrep Yuvası '' Kızılay Meydanındayız. Bu barikatı kim kurduysa iki taraftan da et yiyen lanet insanlar geliyor. Acil hava desteği istiyorum. Acil.

Barış Gücü '' Teğmen oradan en kısa sürede ayrılın ''

'' Güvenli bir yere geçtiğinizde bize tekrar ulaşın ''

'' Sizi oradan aldıracağız ''

'' Şu an hava desteği mümkün değil ''

'' Zombiler her yerdeler ''

Teğmen '' Ne dediğimi anlamıyorsun galiba ''

'' Buradan çıkmak istediğimi söylemedim ''

'' Acil hava desteği istiyorum dedim ''

Barış Gücü '' Bu bir emirdir.. Tekrar Ediyorum.. Bu bir emirdir ''

'' Oradan Askerlerinizle birlikte ayrılın ''

'' Kontrolü kaybettik ''

'' Bu bir emirdir Teğmen.. Tekrar ediyorum.. Bu bir emirdir ''

Teğmen '' Buradakiler bizim insanlarımız ''

Barış Gücü '' Bu bir emirdir Teğmen.. Tekrar ediyorum.. Bu bir emirdir ''

Teğmen Telefonu kapattı.. Kulağına takılı telsizine bastı '' Geri çekiliyoruz '' O sırada gelen bir zombi haberciye saldırdı. Haberciyi ısırıyordu. Teğmen zombiye müdahale etti. Habercinin üzerinden aldı ve boynunu kırıverdi zombinin. Haberci boğazından akan kanlar ile birlikte yere düştü.. '' Kulaklığına takılı telsizine tekrar bastı. '' Birisi habercinin sırtındaki telefonu alsın '' diye emretti. Habercinin nefesini kontrol etti. Haberci ölmüştü. Habercinin taşıdığı telefonu onbaşı aldı ve sırtına yükledi. Zombi ısırığı ile ölen Haberci zombiye dönüştü ve teğmeni bacağından ısırdı.. Teğmen acı içinde bağırırken kafasına bir kurşun sıktı Ahmet habercinin..

Teğmen '' Çekiliyoruz ''

Teğmen ve askerleri sağ taraftaki yola doğru girmeye başladılar.. Bunu gören zombilerde Barış gücü askerlerinin peşinden geliyorlardı.. Üç tane asker ısırılmıştı.. Yaralıydılar.. Teğmen de ayağından ısırılmıştı. Ağır yürüyorlardı.. Zombileri yavaşlatmak istiyordu Teğmen.. Emrini verdi '' Ahmet ve Selim '' Zombileri yavaşlatın '' Ahmet '' Emredersiniz komutanım dedi. Barış gücü askerleri geri geri çekilirken Ahmet ve Selim ise en önde duruyor ve peşlerinden gelen zombilere ateş ediyorlardı..

O sırada barikat tamamen yıkıldı.. Silah sesleri birden sustu.. Silah seslerinin yerini insanların canlı canlı yerken çıkardığı bağırmalar almıştı.. Hava tamamen karanlıktı.. Ahmet ve Selim rast gele ateş etmekten başka seçenekleri yoktu.. Zombiler çok kalabalıktılar.. Geri geri adım atıyorlar ve bir yandan da zombilere ateş etmeyi sürdürüyorlardı.. Zombiler ile aralarındaki mesafe çok fazla yoktu.. Ahmet göğsünde takılı olan el bombalarından bir tanesini çıkardı.. Bütün gücü ile bağırdı '' El bombası '' Pimini çektiği gibi zombilerin arasına yuvarladı. Ve apartman boşluğuna saklandı.. Selim'de Ahmet'in yanına saklandı.. O sırada bomba patladı.. Önden gelen zombiler parçalanmıştı. Ahmet ve Selim saklandıkları yerden çıkarak diğer askerlere doğru koşmaya başladılar..

Fakat önlerinden de bir zombi grubu geliyordu..

Asker '' Teğmen her yerdeler.. ''

Teğmen '' Ateş ''

Zombilere ateş etmeye başladı tekrardan Barış Gücü askerleri başka bir seçenekleri de yoktu.. Son kurşunlarına kadar ateş ediyorlardı.. Bir askerin mermisi bitti. Şarjör değiştirirken bir anda üç zombi saldırdı.. Zombiler ısırmaya çoktan başlamışlardı bile.. Bu cehennemden çıkış yoktu.

Zombiler askerleri fena kıstırmıştı.. Diğer taraftaki zombilerde toparlanıp tekrar yürümeye başlamışlardı askerlerin üzerine.. Bu sefer daha kalabalıktılar.. Teğmen ve askerleri ateş ederek zombileri yaramıyorlardı.. Teğmen '' göğüs göğse savaş '' diye bağırdı.. Askerler ateş etmeyi kestiler ve silahları ile gelen zombilere vurmaya başladılar.. Bu daha riskli olsada kaçmalarına olanak sağlayacaktı.

Büyük bir mücadele ile oradan kaçmayı başarabilmişlerdi.. Kendilerini bir apartman dairesinde saklanırken bulmuşlardı.. Elinde ağır makineli silahlar olmasına rağmen askerler bile zombiler ile baş edemiyordu..

Teğmen çok kan kaybetmişti. Zombiler ile mücadeleye girdiği esnada kolundan ve sırtından da ısırılmıştı. Teğmen oturuyordu. Sırtını duvara yaslamıştı. Sargı bezi ile yaralarını sarıyordu revirci. Telsiz telefonu alan asker '' Komutanım '' Karargahtan arıyorlar '' dedi. Teğmen yorgun ve yaralı bir şekilde '' ver '' dedi..
Yaralı askerler oturuyorlar ısırılmamış askerlerde olası bir zombi saldırısına karşı siper almış bekliyorlardı..

Barış Gücü '' Teğmen Kaç askeriniz kaldı ''

Teğmen '' On beş asker var yok ''

'' Dört tanede yaralı var ''

Barış Gücü '' Bilkent üniversitesine doğru hareket etmenizi istiyoruz ''

'' GPRS den baktık. İki sokak ötenizde askeri üç araç var ''

'' Onları alın ve ilerleyin ''

'' Bilkent üniversitesinde de aynı durum söz konusu ''

'' Fakat bu sefer isyanı bastırmak ile görevli değilsiniz ''

'' Orada bulunan dört profesörü ve asistanlarını kurtarmak ile görevlisiniz ''

'' Bütün bilgileri ve profesörlerin bulunduğu yeri bilgisayara gönderiyoruz ''

'' Dört profesörün hayatı hepimizden daha önemli ''

'' Ülkenin geleceği için önemli ''

'' Onları ne olursa olsun oradan çıkartın ''

'' Allah hepimizin yardımcısı olsun ''

Teğmen '' Amin. ''

Telefonu kapattıktan sonra .. Askerlerine baktı.. Isırılan askerler acı içerisinde kıvranıyordu.. Bir kaç tanesinin durumu ağırdı.. Revirci durumu en ağır olanın yanındaydı. Revirci son müdahalesini yapmış fakat askeri kurtaramamıştı. Ölürken ağrısını dindirmişti askerin..  Revirci öldü diyebildi sadece.. Revirci '' öldü '' dediğinden hemen sonra asker canlandı ve revirciyi ayağından ısırmaya başladı.. Diğer askerler Revirciyi kurtarmaya çalışırken bir kurşun sesi geldi. Zombiye dönüşmüş askerin kafası bir anda dağılmıştı. Ateş eden Teğmen'den başkası değildi. Teğmen zombiye dönüşmüş olan askeri tek kurşunla beynini dağıtmıştı.. Isırılan askerlere baktı.. Silahını onlara doğrulttu ve tek tek hepsinin kafalarına ateş ederek öldürdü.. Kolundaki ısırıktan akan kanlar silahına bulaşmıştı teğmenin.. Diğer askerler silah sesine geldiler.. Etrafta kan ve beyin parçalarından başka ölmüş askerlerin cesetleri vardı. Teğmen sigarasını yakmış başı öne doğru eğilmiş sigarasını içiyordu.. Askerlerden bir tanesi Teğmen'i ayağa kaldırmak istedi. Fakat Teğmen silahını ona doğrulttu.

Teğmen '' Bilgisayar'ı ve telefonu alın ve gidin ''

'' Bilkent te doğru gideceksiniz. ''

'' Orada kurtarılmayı bekleyen dört tane orospu çocuğu profesör var ''

'' İki sokak ötede askeri araçlar varmış ''

'' Hala oradalar ise onlarla yolunuza devam edin ''

Ahmet '' Komutanım siz olmadan gitmiyoruz ''

Teğmen '' Ahmet bensiz gideceksiniz. O orospu çocuğu zombilerden tekine dönüşmek istemiyorum ''

'' Siz gittikten sonrada kafama sıkacağım ''

Selim '' Hayır komutanım. Sizde bizimle geliyorsunuz ''

Teğmen '' Emir emirdir. Hadi aslanlarım. Şurada dokuz kişi kaldınız. Emri yerine getirin ''

'' Emrime kimse karşı gelmesin ''

Çavuş '' Komutanım. Sadece bir kaç ısırık. Bu sizi öldürmez ''

Teğmen '' Ama dönüştürür ''

Kafasına hızlıca silahı dayadığı gibi beynini oracıkta dağıttı teğmen. Askerler bir anda dona kaldılar.. Hepsi şaşkınlık içerisindeydi. Ahmet '' Teğmeni duydunuz '' dedi ve bilgisayarı aldı. Telefonu ise Selim almıştı. İki sokak ötedeki askeri araçlara doğru yola koyulmuşlardı bile..  Başlarında komutan olmadan harekete geçti askerler.. Dokuz kişi kalmışlardı.. Hızlı bir şekilde askeri araçları buldular. Etrafta zombi yoktu.. Kulaklarına silah sesleri ve patlama sesleri gelmeye devam ediyordu.. Çok uzaktan gelmese de bu sesler genede içlerine korku salıyordu.. İki askeri Arabaya bindikleri gibi bilkent te doğru yola koyulmuşlardı. Hepsinin gözlerinde korku hakimdi.. Hiç biri bu olaylar hakkında yorum bile yapmıyorlardı. İlerlediler.. Arabalar birbirlerini takip ediyordu..

Arabayı kullanan asker '' Geliyoruz '' Hazırlanın '' dedi. Birden Bilkent tabelalarından sağ tarafa dönerek köprünün üzerine çıktılar. Bilkentin yolunu tuttular. Ormanlık olmayan ama ağaçlarla çevrili yoldan ilerlediler. Etraf çok sessizdi. Bilkentin ışıkları gözüküyordu.. Etraftaki tek tük evler sanki terk edilmiş gibiydi. Korkutucu bir yoldu bu yol. Askerler araçların içinde birbirlerine bakıyorlardı.. Kimseden tek bir kelime bile çıkmıyordu. Çavuş dahi susmuştu. Ahmet silahına bakıyordu. Silahını bir köpek yavrusu gibi okşuyordu. Bilkent güvenlik kontrol noktasına gelmişlerdi. Güvenlik kulübesinin camlarında kan lekeleri vardı.. Hiç durmadı araçlar ilerlemeye devam ettiler.. Komutanları gözlerinin önünde intihar etmiş dokuz tane asker. Görevlerini bitirmeye çalışıyorlardı. Sıkı eğitimlerden geçerken bir an önce eğitimin bitmesini bekleyen askerler için bu sınav kadar daha çabuk bitmesini isteyecekleri hiç bir şey yoktu. Eğitimler güzelmiş ama gerçek hayat gerçekten de zormuş hepsi bunu anlamaya başlamışlardı. Keşke eğitimlerde biraz daha fazla istekli olsalardı. Belki bu kadar hazırlıksız olmayacaklardı. Ama artık olan olmuştu.. Kan ellerine bulaşmış ve geri dönüşü yoktu.

Yolların kenarlarında zombileri görüyorlardı.. Bazı zombiler insanların başlarına oturmuş hala etlerini kemiriyorlardı. Ne tuhaftı. Isırılmış ölmüş ve dönüşmüş canlıya zombi derken , ölmüş ve hareketsiz olana ise hala insan diyebiliyorduk.. Zombi ölünce dahi insan olarak ölüyordu..

Barış gücü ilerledikçe zombilerin sayısı artıyordu.. Yolda iki araç kaza yapmıştı. Arabaların ilerlemeleri söz konusu değildi. Çavuş '' Bir bu eksikti '' diyebildi. Herkesin kafasında o an tek bir soru belirdi. '' Acaba görevden vazgeçip kaçmayı deneseler, kendi canlarını kurtarsalar ne olurdu. Fakat kurtarılmayı bekleyen bir kaç insan vardı. Belkide Türkiye'nin tek umudu bu insanlar dı '' karmaşık duygular içinde arabadan indi Ahmet diğer askerlerde Ahmet'in peşinden indiler. Fen edebiyat fakültesinin arkasına saklandılar hızlı hareket ederek. Tek sıra halinde ilerliyorlardı. Bir asker ile diğerinin arasında üç metre mesafe vardı. Çavuş elindeki cep bilgisayarından bakarak kurtulmayı bekleyen bilim adamlarına doğru yönlendiriyordu ekibini. Bilkenttin her yerine gece ve zombiler hükmediyordu.. İnsan çığlıkları geliyordu kulaklarına.. Fakat Çavuş her defasında '' Buraya neden geldiğimizi unutmayalım '' diye telkinde bulunuyordu. İki fakültenin arasından geçtiler.. En önden çavuş yürüyordu..

Çavuş bu taraftan derken birden çam kırıldı ve üzerine bir zombi düştü.  Zombi bir anda çavuş'un kolundan ısırıverdi. Çavuş acı içinde bağırırken Ahmet Zombiyi Çavuş'un üzerinden aldı. Bir kurşun sıkarak yerdeki zombinin beynini dağıtıverdi. Selim silahını çavuş'a doğrulttu. Çavuş yerde yatıyor ve kolunu tutuyordu..Korku dolu gözlerle Selim'e doğru bakıyordu.. '' Üzgünüm Çavuş '' dedi. Tek kurşun ile kafasından vurdu Selim Çavuş'u.. Ahmet Çavuş'un hemen yanındaki takip cihazını yerden aldı.. Arkadaşlarına doğru baktı ve '' Kaldık sekiz '' Hadi bu taraftan dedi. Diğer askerlerde onu takip etmeye başladılar.. İlerlediler.. Büyük bir binanın içini gösteriyordu cihaz. Fakat etrafı zombiler ile çevriliydi. Dört beş kat yerin üstünde bir kaç katta yerin altında toplanda dokuz katlı bir yerdi burası. Bina göz kamaştırıyordu. Çok büyüktü. Ahmet '' Cihaz bu binayı gösteriyor ''  dedi. Bilgisayardan hemen binanın özelliklerine bakmaya başladı Selim. Zombiler binaya odaklanmışlardı..

Selim '' Burası Bilkent'in en büyük binası. Bilim Teknoloji ve Tıp alanında araştırmaların yapıldığı bir yer. Ayrıca en parlak 250 öğrenci de burada kalıyor. Her ülkeden öğrenci var. Tam bir inekler fakültesi. ''

Ahmet '' Bırak şimdide inekler fakültesini nasıl içeriye girebileceğimizi düşünelim ''

Selim '' Zombiler her tarafta ''

'' Hava desteği ile girebiliriz ''

Ahmet '' Buna gerek yok ''

'' Ben zombilerin dikkatini çekeceğim ''

'' Siz ise içeri gireceksiniz ''

'' Sonra da ben size katılırım ''

Selim '' Eminmisin ''

Ahmet '' Eminim ''

'' İnsan gibi koşmuyorlar sonuçta ''

Selim '' Tamam iyi şanslar ''

Ahmet '' Görüşemezsek te hakkınızı helal edin dostlar ''

Askerler '' Helal olsun Ahmet ''

Ahmet '' Benden yanada helal olsun ''

Ahmet bir tarafta pusuya yatmıştı.. Diğer tarafta ise yedi asker Ahmet'in zombilerin dikkatini çekerek zombilerin kapı ve camlardan uzaklaşmasını bekliyorlardı. Ahmet saklandığı yerden silahlarını kontrol etti. Otomatik tüfeğini sırtına asmıştı. Elindeki iki tabancayla zombilerin üzerine doğru koşmaya başladı. Silahlarını bir bir ateşledi. Zombiler yavaşça arkalarını döndüler. Sekiz dokuz tane zombi ise hemen arkasını dönerek Ahmet'e doğru koşmaya başladı.. Ahmet '' Buda ne '' diyerek hızlı bir şekilde üzerine gelen zombilere elindeki silah ile ateş etmeye başladı. Bir tanesini indirdi yere. Karanlıkta ateş edip hareketli hedefi kafasından vurmak zordu. Zombiler ile arasında on beş metre kalmıştı Ahmet'in. Geri geri adımlar atıyor ve bir yandan da zombilere ateş ediyordu. Sonunda kurşunları bitti. O an kararını vermek zorundaydı. Silahlarını ellinden bırakmadan koşmaya başladı.. Zombiler ise peşinden koşuyorlardı.. Diğerleri ise yürüyerek takip ediyorlardı Ahmeti. Ahmet bütün gücü ile kaçıyordu.. Zombileri ensesinde hissediyordu. Ahmet bir silahını beline koydu. Diğer silahı hala elindeydi. Şarjörü çıkarttı. Tekrardan dolu bir şarjör koydu.. Silahı ateşlemeye hazırdı. Fakat bir türlü cesaretini toplayamıyordu. Sonunda arkasını döndü ve yere eğildi. Üzerine doğru koşan zombilere ateş etmeye başladı.. En önden gelen zombinin kafasına isabet eden kurşun ile bir anda yere yığıldı. Beyni bütün asfalta yayılmıştı. Arkadan gelen zombiyi de yere indirmeyi başarmıştı. Üzerine doğru koşan zombileri etkisiz hale getirmişti. Fakat kalbi çok hızlı atıyordu. Çok heyecanlanmıştı. Fakat tehlike asla bitmemişti. Koşan zombilerin arkasından yüzlerce zombi geliyordu. Hızlı adımlarla. Arka taraftanda zombilerin geldiğini gördü. Hızlı düşünüp hareket etmeliydi. Birden ormanlık alana attı kendisini. Ağaçlık ve ormanlık alanda kendi izini kaybettirebilirdi. Ekip arkadaşlarını da bulabileceğini düşündü. Koşmaya başladı.. O kadar soğuk olmasına rağmen çok terlemişti. Suratından akan terler gözlerini yakıyordu..  Vaz geçmeden koşmaya devam etti. Ağaçların arkasına saklanıyor zombiler takip edip etmediğini anlamak için arkasına bakıyordu. Karanlıktan bir şey göremiyordu. Birden bir ağlama sesi duydu.. Bütün dikkatini o ağlama sesine yöneltmişti. Bir kaç yüz metre uzaktan geliyordu bu ağlama sesi. Ahmet yavaşça o sese doğru yürümeye başladı. Ne olduğunu bilmiyordu.. Gecenin karanlığı hükmediyordu her yere. Önünü de fazla göremediğinden yavaş ve dikkatli bir şekilde adımlarını atıyordu.. Yürümeye devam ettikçe ses daha fazla geliyordu.. Yürüdü Ahmet. Ne olursa olsun diyerek. Korkunun ecele faydası yoktu. İlerledi.. İlerledikçe heyecanı arttı. Karşısına ne çıkacağını bilmiyordu.. Yüzünü kapatmış yirmili yaşlarda bir kızdı bu. Ağlıyordu.. Omuzuna dokundu hafifçe Ahmet. '' Korkma '' dedi. Kız Ahmet'in dokunması ile birlikte yerinden fırladı ve bağırarak kaçmaya başladı.. Ahmet ise peşinden koşuyordu.. Kız Ahmet'i zombi sanmıştı. Var gücü ile koşuyordu. Her korku filminde, korku kitabında kurban koşarken düşer herkes bunu bilirdi. Fakat bu sefer öyle olmadı. Kız hiç bir şekilde düşmedi. Zaten üç dönümlük ormandan birden yola çıkmıştı kız. Zombilerde tam bu sırada kızı yakaladılar.. Kızı parçalamaya çoktan başlamışlardı.. Ahmet ormandan dışarıya çıktığında kızı zombiler büyük bir iştah ile yemeğe başlamışlardı bile. Ahmet bir anda bilkent te neden olduğunu hatırladı.. Kıza acıyan gözler ile bakmayı bıraktı.. Zaten tam karşısında da büyük bina duruyordu.. Arka kapıdan girdi binaya. Binanın içi zifiri karanlıktı.. Telsizi ile seslendi. Fakat hiç kimse cevap vermiyordu. Belki çok kısık sesle söylemişti. Bir kere daha seslendi gene kimse cevap vermiyordu.. Cebindeki küçük el fenerini çıkardı. Silahını kontrol etti. Diğer silahına da mermileri doldurdu. İki Tabancası birde tam otomatik makinalı tüfeği vardı Ahmet'in. Sağ elinde tabancası ve sol elindeki feneri ile yavaş yavaş adımlarla ilerledi koca koridorda. Nereye gideceğini bilmiyordu.. Duvarlarda kan izleri vardı.. Etraf çok sakin ve sessizdi. Yürümeye devam etti. Aslında içinde sadece şu his vardı.. '' Boşver ve çık buradan '' .. İçindeki sesi bastıramıyordu. Korkuyordu. Tek başına kalmıştı. Kapılar vardı sağlı sollu. Kapıların üzerinde yazılara baktı. Laboratuvar -1 -2 - 3 diye devam ediyordu yazılar.Elini kapının koluna attı. Yavaşça açtı kapıyı.. laboratuvar bomboştu. İkinci laboratuvar baktı oda bomboştu. Üçüncüsüne geldi. Üçüncüsünün de kapısını açtı orada da hiç bir şey yoktu. Derin bir oh çekti Ahmet ilerlemeye devam etti. Ahmet koridorun sonuna kadar yürüdü. Koridor sağ ve sola doğru devam ediyordu. Bir bu eksikti dedi Ahmet.. Ne tarafa gideceğini bilmiyordu.. Bir tarafta kan izi gördü. Kan izine doğru gitmeye karar verdi. Hisleri ona bu yolu gösteriyordu çünkü. İlerledi.. Ofisler vardı burada da. Bir ofisin kapısını açtı.. Telefon vardı. Belki telefon ile ulaşabilirdi.. Odadan içeriye girdi. Odadan içeriye girer girmez bir zombi sırtına atladı Ahmet'in. Ahmet ne olduğunu bile anlamamıştı. Ahmet sırtındaki zombinin kafasını yakalamıştı elleri ile. Isırmasını engelliyordu böylelikle. Ahmet duvara doğru sertçe koştu ve sırtındaki zombiyi duvara yapıştırdı. Zombi Ahmet'i bırakmıştı. Yere düşen zombinin kafasını tekmelemeye başladı Ahmet. Bütün gücü ile ayağının tabanı ile zombinin suratı dağılana kadar tekmeledi.. Zombi artık ölmüştü fakat Ahmet tekmelemeye devam ediyordu.. Zombinin beyni çıkmıştı kafa tasından.. Ahmet sonunda sakinleşmeyi başardı.. Telefona doğru gitti. Masanın hemen kenarında isim listesi ve dahiliye yazıyordu. Oradan aradığı profesörlerin dahiliye numaralarını buldu ve tek tek aramaya başladı. Hiç kimse cevap vermiyordu. Ahmet'in kafasından belkide gittiler buradan beni burada bıraktı arkadaşlarım diye geçiyordu. Son numaraya gelmişti sıra onuda aradı.. Telefon açıldı. Fakat ses gelmiyordu.. Ahmet '' Alo '' Sesimi Duyan Varmı ? ''  Ben Barış Gücü Askeri Ahmet '' Alo dedi. Fakat karşıdan hiç ses gelmiyordu. Sonunda titreyen sesi ile bir kız '' Alo '' dedi.

Ahmet Burhan '' Orada kaç kişisiniz ''

'' Sizi kurtarmaya geldim ''

'' Profesör Nahit , Profesör Sibel , Profesör Ayça , Profesör İsmail oradalar mı ? ''

Sekreter '' Evet hepimiz buradayız. Tıb laboratuvar da. ''

Ahmet '' Nerede bu laboratuvar ''

Sekreter '' Siz neredesiniz ? ''

'' Giriş katında bir ofisteyim ''

'' Masanın üzerinde bir isim var mı ? ''

Ahmet '' Bir saniye ''

'' Masada bir isim yok ''

'' Fakat bir resim çerçevesi var ''

'' Bir aile.. Bir ufak erkek çocuğu , Bir kadın ve adam.. Sanırım Evli bir çift ''

'' Alo duyuyor musun beni ? ''

Sekreter '' Evet.. Masanın ikinci çekmecesinde bir kroki göreceksin ''

'' Onu al ve onu takip et ''

'' İşaretli yerdesin şu anda ''

'' Oradan gelebilirsin ''

'' Birinci çekmecede bir telsiz olacak ''

'' Oradan da bizle konuşabilirsin ''

'' Dikkat et her tarafta zombiler var ''

Ahmet '' Tamam ''

'' Bir şey olursa seslenirim ''

'' Yerinizden ayrılmayın ''

Ahmet haritaya dikkatlice baktı.. Kafasından bir plan yaptı.. Haritayı katladı ve cebine koydu.. Silahlarını kontrol etti. Odadan çıktı. Hızlı adımlarla yürümeye başladı.. Profesörlerin bulunduğu yer bodrum katındaydı. Merdivenlere ulaşmıştı.. Merdivenlerden emin ve dikkatli bir şekilde inmeye başladı. Sırtını duvara yaslamış vaziyette iniyordu. Daha beş kat merdiven inecekti. Merdivenleri inmek kolaydı.. İniyordu.. Son bir kat kalmıştı.. Yerde asker kamuflajı ile yatan birini gördü. Hemen ona doğru koştu. Yüzü koyun yatıyordu. Sırtını çevirdi. Suratı tamamen dağılmış tanınmayacak halde olan bu asker Ahmet'in silah arkadaşı Sezgin'den başkası değildi. Isırılmıştı.. Zombiye dönüşmemek için muhtemelen kendi kafasına sıkmıştı.. Ahmet ceplerinden bir kaç şarjör mermi aldı Sezgin'in.. Sezgini oırada bıraktı. İleride bir kaç tane zombi bir kapıyı tırmalıyorlardı.. Acaba arkadaşları orada mahsur kalmış olabilir miydi.. Zombilere doğru ilerledi. Zombilere doğru ışığı tutuyordu.. Işığı zombilerin gözlerine doğru tutuyordu.. Zombiler bir anda Ahmet'e doğru döndüler.. Ve yavaş adımlarla Ahmetin üzerine doğru gelmeye başladılar.. Ahmet ateş etmeye başladı zombilere.. Hepsini etkisiz hale getirmişti.. Tırmaladıkları kapıya doğru gitti. Kapıya kulağını koydu.. '' İçeride kimse var mı ? '' dedi.. ''  Ben Ahmet Barış gücü askeriyim ..  '' Üçe kadar sayacağım ve kapıyı açacağım.. '' Ateş etmeyin '' Yavaşça kapıyı açtı Ahmet.. Etraf dağınıktı.. Elindeki silah ile sağa sola bakınıyordu.. Birden tanıdık bir ses duydu..

Selim '' Buradayım Ahmet ''

Selim oturmuş bacaklarını olabildiğince açmış.. Elleri rahat bir şekilde oturma ile yatma arasında duruyordu. Sanki bir eroinmanın eroin enjekte ettiği görüntü gibiydi Selim'in görüntüsü..

Ahmet hemen koşarak geldi Selim'i o halde görünce..

Ahmet '' Ne oldu ''

Selim '' Sen gittikten sonra içeriye girdik ''

'' Başta kendimizi güvende sandık. Fakat birden karşımızdan ve arkamızdan çıktılar. Çok kalabalıktılar.. ''

'' Herkes bir yere dağıldı.. Ali öldü. Sezgin öldü. ''

Ahmet '' Isırılmışsın ''

Selim '' Evet ''

Ahmet '' Hadi kalk ''

Selim '' Git '' silahını Ahmet'e doğrulttu..

Ahmet '' Saçmalama ''

'' Bir kat aşağıda profesörler bizi bekliyor ''

'' Bir çözümünü bulabiliriz ''

Selim '' Git '' dedim sana..

'' Görevi bitir ''

Ahmet '' Geri geleceğim ''

'' Ben gelene kadar sakın ölme ''

Ahmet hızlıca odadan çıktı.. Yerde yatan Sezgin'in otomatik tüfeğinide aldı. Alt koridora inmişti. Profesörlerin olduğu odanın kapısının önünde zombi kaynıyordu.. Telsiz ile '' Saklanın '' Kapıdan uzak durun '' dedi.. Sekreter '' Tamam '' diyebilmişti sadece. Önce el bombalarını bir bir attı Ahmet.. Sonra ise saklandı.. Büyük bir gürültü koptu koridorda. El bombaları bir bir patlamıştı. Zombilerin çoğu parçalanarak öldü. Diğerleri ise yavaşça ayağa kalkmaya başlamışlardı. Ahmet Zombilere ateş etmeye başladı.. İki elindeki iki otomatik tüfek ile zombileri tarıyordu.. Hepsini taradı.. Sonra ise bekledi.. Bir kaç tanesi kıpırdıyordu hala onlara tekrardan ateş ederek öldürmeyi başarmıştı.. Yüzlerce Zombiyi önce el bombaları ile sonrada otomatik tüfekler ile etkisiz hale getirmeyi başarmıştı. Acele etmeden bekliyordu Ahmet.. Bütün zombilerin öldüğüne emin olmak istiyordu.. Bir saate yakın orada bekledi.. Hiç bir zombi hareket etmiyordu.. Etrafa dağılan beyin bağırsak mide kalp dalak ciğer parçaların arasından geçerek kapıya ulaştı. Kapı zaten artık kullanılmaz bir vaziyetteydi. Kapı bombaların basıncı etkisi ile eğilmişti. Dokunsan düşecekti. Ahmet kapıya dokunduğu gibi kapı birden geriye doğru düştü. Sekreter bir anda bağırmaya başladı. Çok korkmuştu.. Profesörlerden en yaşlısı '' Sakin ol '' kızım dedi..

Profesör '' Bizi kurtarmaya sadece siz mi geldiniz ? ''

Ahmet '' Sadece ben ve arkadaşım kaldı ''

'' Fakat oda ısırıldığı için bir üst katta bir odada ''

Profesör '' Hemen panzehir uygulamamız lazım '' 

'' Dışarısı güvende mi ? ''

Ahmet '' Evet kapının önündeki bütün zombileri parçaladım. ''

Profesör '' Gidelim hemen ''

'' Vakit kaybetmeden panzehir yapmamız lazım ''

Ahmet '' Buyurun profesör şuradan gideceğiz ''

Ahmet koşar adımlarla merdivenleri üçer üçer çıkarak odanın içine girdi.. Selim ayakta ve arkası dönüktü. Ahmet '' Selim dostum panzehri buldum '' Kurtuldun '' diye sevinçli bir ses ile arkadaşı Selim'e bağırdı.. Fakat Selim cevap vermedi.. Arkasını döndü sadece. Selim Zombiye dönüşmüştü. Ahmet'in gözleri dolmuştu. En yakın arkadaşı zombiye dönmüştü. Selim Ahmet'e doğru gelmeye başladı.. O sırada kapıdan profesörde girdi. Oda sadece yerinde kalmıştı. Ahmet '' Üzgünüm Dostum '' dedi ve belinden çıkardığı silah ile Selim'i kafasından vurdu. Selim yavaşça sırt üstü yere düştü..

Profesör '' Şimdi ne yapacağız ''

Ahmet '' Telsiz ile Barış gücüne ulaşmam lazım ''

Profesör '' Telsiz var saklandığımız odada ''

Ahmet Telsizin yanına gitti. Bu telsiz büyük frekansları olan bir telsizdi. Bütün dünya ile iletişime geçirebilecek kadar güçlüydü. Barış gücünün gizli frekansını ayarlamıştı Ahmet..

Ahmet '' Burası Akrep yuvası. Ben Er Ahmet Buran . Bilkent Üniversitesindeyim. Profesörler güvende ''

'' Teknoloji ve Tıp binasındayım ''

'' Barış gücü.. Burası Akrep Yuvası Tamam ''

'' Ben Er Ahmet Buran . Bilkent Üniversitesindeyim. Profesörler güvende tamam  ''

'' Barış Gücü .. Orada biri var mı ? Cevap ver tamam ''

'' Tekrar ediyorum. Bilkent Üniversitesindeyim Profesörler güvende .. Tamam ''

'' Barış Gücü .. Orada biri var mı ? Cevap ver tamam ''

'' Acil durum sinyali ''

Profesör '' Ahmet karşıda hiç kimse yok ''

'' Sana cevap verebilecek hiç kimse yok ''

Ahmet '' Nasıl olur. Daha altı saat önce konuştuk. Bizi buraya yönlendirdiler ''

Profesör '' Üzgünüm Ahmet.. ''

Ahmet hayal kırıklığına uğramıştı. Suratı kirden gözükmüyordu.. Kıyafetlerine ve suratında zombilerin kanıda vardı.. Nereye gideceğini ne yapacağını en önemlisi de ne için savaşacağını artık bilmiyordu..
Profesör ona su uzattı.. Çok susadığının farkına o an vardı. Profesörün suratına baktı.. Suyu aldı.. Suyu içti.

Profesör '' Garajda bir jeepim var. Çokta uzak sayılmaz buradan ''

'' Doluda bir deposu var ''

'' Buradan güvenli bir yere gidelim Ahmet ''

Ahmet'in ağzından sadece peki lafı çıktı.. Ahmet Jeepin sürücü koltuğuna oturdu.. Teknoloji Bilim ve Tıp binasına baktı.. Profesör '' hadi gidelim Ahmet '' dedi.. Ahmet gaza bastı ve bilkent ten ayrıldılar.. Ankara ile Eskişehir yoluna çıktılar. Eski yoldan ilerleyerek sığınacak ve yaşamlarını sürdürecek bir yer aramaya başlamışlardı. Profesörleri kurtarmış görevi tamamlamıştı Ahmet.. Ama buna şahitlik ve tanıklık edecek hiç bir arkadaşı kalmamıştı. Belkide Göğsüne madalya takacak hiç bir Barış gücü subayı da kalmamıştı..   

Bölüme Katkılarından Dolayı Ahmet Buran ve Arkadaşı Selim Yüksektepe'ye çok teşekkür ederiz. Ankara'ya Selam olsun..

14 Ocak 2014 Salı

62. Bölüm Yecüc ve Mecüc

Zombiler Gece geç saatlerde edirne den ülkeye giriş yapmıştı. Ama bazı insanlar zombilerin hala gerçek olmadığına inanıyorlardı..  Kıyamet gününe inanan müslüman bir ülke zombilerden gelecek bir kıyameti saçma görüyorlardı. Fakat islamiyette Yecüc mecüc den bahsedilir.

İslam inancına göre çeşitli kıyamet alâmetleri vardır ve bu kıyamet alametleri sırayla olacaktır. İşte yecüc mecüc'te kıyamet alametlerinden biridir. Yecüc ile Mecüc denilen varlıklardan, Kitab-ı Mukaddes'in Yaratılış, Hezekiel, Vahiy kitaplarında ve Kur'an'da dahil tüm kutsal kitaplarda yer alan, yeryüzünde bozgunculuk çıkaran ve gerçek mahiyetlerini Allah'ın bildiği, insan ırkını ortadan kaldırmaya kadar ileri gidip bozgunculuğa çalışacakları söylenen çeşitli mitolojilerde ve kültürlerde insanlar olarak ya da dev, şeytan, kavimler veya ülkeler olarak anılan iki kötü millettir diye tanımlanmaktadır. Yecüc ve Mecüc kavimlerinden, Kur'an-ı Kerim'de Kehf Suresi'nde ve bazı hadislerde bahsedilmektedir yecüc mecüc

Yecüc ve Mecüc'ün çıkardıkları pis kokularından yer yüzü yaşanamayacak bir hal alır.

Yecüc Mecüc öylesine kalabalık bir topluluktur ki ırmakların ve göllerin suyunu içerek tüketebilirler. Hepsi birden tek bir insanın ölümü gibi ölecekler, öldüklerinde leşlerinin kaplamadığı bir karış yer bulunamayacak. Bunlara ne dağ dayanır ve ne de demir. Onların ikinci sınıfı da kulaklarının birini serer, ötekini de kendisine yorgan yapıp öyle yatar. Fil, yabani hayvan, deve ve domuz ne görürlerse yerler. Onlardan birisi öldüğünde de onu yerler, Onların bir ucu Şam'da, bir ucu Horasan'da olacaktır. Doğu nehirlerinin tümünü ve Taberiye Gölü'nü de içeceklerdir.

Yecüc ve Mecüc'ün biraz daha modernidir zombiler..

Zombilere inanmayan birisi de Trabzon valisiydi. Okulları tatil yapmadı. Yerel kanalda büyük bir kibir ile Trabzon da her evde beş silah vardır. Zombiler buraya gelirse günlerini görür gibisine saçma bir açıklama yapmıştı. Evet Trabzon da her evde beş tane silah olabilir. Fakat beş yaşında bir kız çocuğu seni hamburger gibi görüp üzerine atladığında o silahın tetiğini çekecek vicdan hiç birimizde olmayabilir. Yada ailemizden birisi ısırılınca onu öldürmek yerine onun düzelmesini beklemekte aptalcadır. Ama bunu en dandik filmlerde bile görürsünüz..


Her okul tatile girmişti. Fakat Zühallerin okulu tatil nedir bilmiyordu.. Saçma bir tarih dersinin ortasında bulmuştu kendini Zühal. Tarih hocası ders anlatırken o her zaman olduğu gibi defterini çıkarmış defterini karalıyordu. Tarih dersini anlatan öğretmende Zühal not tutuyor edasıyla karışmıyordu.. Zühal defterine 23 rakamını bir dövme gibi işliyordu.. Okulda kıyafet serbesti. Siyah deri ceketiyle Zühal bir savaşçıyı bir asiyi andırıyordu..

Ders çok sıkıcıydı.. Havalar soğuktu Trabzon da.. Doğal gaz yanıyordu.. Sınıf çok sıcaktı.. Bazıları uyuyor bazıları ise başka şeylerle ilgileniyordu. Tarih öğretmeni ise hiç birini umursamıyor. Dersi anlatmaya devam ediyordu.  Kapı birden açıldı..
Boynunu tutuyordu takım elbiseli Matematik öğretmeni.. Herkesin zombi olduğumda ilk onu ısıracağım listesinin başında gelen matematik öğretmenini zombiler çoktan ısırmıştı bile. Matematik öğretmeni '' Zombiler '' dediği gibi yere düştü.. Yerde titriyordu. Sınıftaki herkes çok korkmuş ve çığlık atmaya başlamışlardı. Kapıdan o an iki zombi belirdi ve şoka girmiş tarih öğretmenini de ısırmaya çoktan başlamışlardı..  Öğrenciler çoktan çığlık çığlığa kapıdan dışarıya çıkmaya başlamışlardı. Zühal ise çantasından çıkardığı sopayı eline aldı. Nagihan ise şaşkınlıkla bakıyordu sıra arkadaşına..  Nagihan ile birlikte sınıftan çıktı Zühal.. Koridorda tamamen kargaşa hakimdi.. Çıkış kapısına doğru yöneldiklerinde ise kalabalık bir zombi grubunun okula doğru geldiklerini görmüşlerdi. Hasan yanlarına geldi. Hasan '' Bodruma inelim '' Buradan '' dediğini işitti sadece Zühal.. Hasan'ın söylediğini düşünmedi bile.. Sadece yaptı.. Doğru yada yanlış diye düşünmedi.. Merdivenlerden hızlı bir şekilde aşağıya indiler.. Karanlık ve geniş bir koridordan arkalarına bakmadan koşmaya başladılar.. Sonunda kendilerini kapalı ve zombilerin olmadığı bir yere atmışlardı..

Hasan '' Nasıl oldu bu anlamadım ''

'' Zombiler ne zaman geldi trabzon a ''

Nagihan '' Hiç bir fikrim yok ''

'' Türkiye'ye ne zaman geldi ondan bile haberim yok ''

Hasan '' Belki Rusya dan filan gelmiştir ''

Nagihan '' Bilemem ''

Zühal '' Nasıl geldilerse geldiler ''

'' Artık yaşamaya çalışacağız ''

Dışarıdan kapıya vurulma sesleri geldi.. '' Bizide alın '' diye bağırıyorlardı..

Hasan '' Kapıyı açmayalım ''

'' Filmlerdeki gibi ısırılmış olabilirler ''

Zühal '' Saçmalama Hasan ''

'' Bir kişi ısırıldı diye diğerlerini de ölüme mi ? terk edeceğiz ''

Zühal kapıyı açtı..

Kapıdan içeriye bir anda yirmiye yakın öğrenci ve üç tane de öğretmen daldı.. Bir kaç tanesi ısırılmıştı aralarından..  Edebiyat öğretmeni soğukkanlı olmaya çalışıyor fakat korkudan titriyordu. Öğrenciler bile onun kadar korkmuyorlardı..  Edebiyat öğretmeninin eşi olan beden öğretmenide kafileyle birlikteydi. Fakat eşini zombilerden kurtarmaya çalışırken kolunu bir zombi ısırmıştı. Zombi etini öyle bir ısırmıştı ki kolunda kemik gözüküyordu..

Telefonlar çalışmıyor dedi Nagihan.. Bunu söyledikten sonrada ağlamaya başladı.. Nagihan ağlarken başka öğrencilerde oturdukları betonda ağlıyorlardı.. Zühal ısırılanlara baktı.. Tahmininden çok fazla kişi ısırılmıştı.. Hepsini öldürmesi çok zordu. Ölmek istemeyecekler ve zombiye dönüşme gerçeğini kabul etmeyeceklerdi. Bunu biliyordu. Kurtulanların içinde okulun hademesi de vardı.. Okulun hademesine doğru yaklaştı Zühal..

Zühal '' Bodrumdan dışarıya açılan bir yer var mı ? ''

Hademe '' Kullanılmayan kömürlükten bir çıkış var ''

Zühal '' Buraya yakın mı ? ''

Hademe '' Evet yakın ''

Zühal '' Bana orayı tarif edebilir misin ? ''

'' Yardım getirmeye gitmeliyim ''

Zühal biliyordu ki buradan kaçmak istiyorum derse izin vermeyeceklerdi. Ama yardım getirmeye gidiyorum derse hepsi onay verirdi.. Öğretmenleri bile ilgilenmiyordu. Herkes can derdine düşmüştü.

Hademe '' Çok kapı var ''

'' Bu karanlıkta orayı çıkartamazsın ''

Zühal '' Beni oraya götürebilir misin ? ''

Hademe '' Olur ''

Zühal '' Hadi gidiyoruz Nagihan ve Hasan ''

Nagihan ve Hasan birbirlerine şaşkın bir şekilde baktılar '' Nereye '' bile demeden ayağa kalktılar..

Zühal elindeki sopaya bir bez bağladı ve onu yaktı.. Meşale gibi tutuyordu.. Diğerleri de oradan buldukları bir kaç sopayı aynı şekilde yaptılar.. Kapıdan çıktıklarında bir zombi üzerlerine doğru gelmeye başlamıştı.. Zühal zombinin kafasına vurduğu gibi yere düşürdü zombiyi. Zombi yerde yatıyordu. Okulun hademesi bu taraftan dedi.. Okulun hademesinin gösterdiği yere doğru koşmaya başladılar.. Zombiler ise peşlerinden geliyordu.. Filmlerdekinin aksine daha hızlı yürüyorlardı.. Öğretmenler ve öğrenciler bodruma indikleri sırada onları takip etmiş olmalıydı bu kadar zombi.. Sonunda kapıyı bulmuşlardı.. Kapıyı açtı hademe.. Zühal Nagihan ve Hasan içeriye girdiler.. Zombilerde peşlerinden geliyordu.. Kullanılmadığı için kapının kilidi pek sağlam değildi. Kapıya zombiler vurmaya başlamışlardı bile.. Çıkış kapısına vurmaya başladı Hademe kapıyı açmaya çalışıyordu.. Fakat kapı arkadan kilitliydi. Diğer kapıdan zombiler içeri girmeye çalışıyor. Çıkış kapısında ise Zühal ve arkadaşları kaçmaya çalışıyorlardı..

Zombiler tahta kapıyı kırmaya başlamışlardı.. Zombiler kapıyı kırarak içeriye girmeye çalışıyorlardı. Bunu gören Hademe iyice panik yaptı.. Kapıyı daha fazla zorluyordu. Fakat unuttuğu tek bir şey vardı. Oda kapının arkadan kilitli olduğu.. Hademe zombilerin içeriye gireceğini anlamıştı. Kapıya doğru koştu. Kapıyı tutuyordu.. Diğer kapıyı ise Hasan zorluyor fakat açılmıyordu. Zühal etrafı araştırırken bir balta gördü. Balta ile kapıya vurmaya başladı. Baltayı her vuruşunda kapı biraz daha kırılıyordu.. Tahta kapıyı kırmaya başlamıştı Zühal.

Zuhal kapıda tam çıkacakları kadar yer yapmıştı bile. Nagihan kapıdan dışarı çıktı. Hasan ve Zühalde peşinden çıktılar.. Arkadan hademe zombilerin geldiği kapıyı tutmayı bırakıp çıkış kapısına doğru yöneldi. tam Zühal'in açtığı kapıdan çıkacakken zombi hademeyi yakaladı. Hademeyi birden ısırmaya başladı zombi. Hademe öyle bir acı ile bağırıyordu ki bütün okul yankılanıyordu.. Hasan Okul'un hademesine yardım etmek için koştu fakat Zühal onu engelledi. Ona yardım edemeyiz dercesine.. Okuldan ormana doğru koşmaya başladıklarında hava çoktan kararmaya başlamıştı bile..

Nereye gideceklerini bilmeden yürüyorlardı ormanın içinde.. Hava soğuktu.. Yağmurla karışık kar yağıyordu başlarına.. Karınları açıkmıştı.. Ormanın içinden yürüyorlardı.. Nereye gittiklerini bile bilmeden.. Ayakkabıları ve pantolonları çamur olmuştu..
Nagihan ısrar ile okul çantasını taşıyordu.. Kuru bir yer bulmaya çalışıyorlardı.. Sonunda avcı kulübesine benzer bir yer bulmuşlardı.. Soğuktan ve gecenin tehlikelerinden koruyacakları bir yerdi. Kapısını çok rahat açarak kulübeden içeri girdiler..
Kulübe harabe halindeydi. Ama genede bir sobası vardı.

Hasan ve Nagihan okul çantaları bu kaosta bırakmamışlardı.. Zühal ikisininde çantasından aldığı defter ve kitapları sobanın içine attı. Sobanın hemen yanında duran odunları da sobanın içine atarak orada bulduğu kibriti ateşledi zühal..

Nagihan '' Ne Yapıyorsun ''

Zühal '' Defter ve kitapların artık sana bir hayrı yok ''

'' Bırak ta zatürre olma ''

O kadar korkmuş üşümüş ve ıslanmışlardı ki.. Kulübe ısındığı anda uyuya kalmışlardı çoktan.. Artık sabah olmuştu.. Kuş sesleri ile birlikte uyanmışlardı.. Sıçrayarak uyandı Zühal yatağından.. Bütün gece kabuslar görmüştü üç arkadaşta.. Karınları çok acıkmıştı.. Fakat zombilerden de korkuyorlardı.. Neşe dolu üç arkadaş susuyorlardı.. Suskunluğu Zühal bozdu..

Zühal '' Hadi yemek bulalım dedi ''

Nagihan '' Her tarafta zombiler var '' diye ekledi korkak bir ses tonu ile..

Zühal '' Nasıl hareket ettiklerini gördük ''

'' Avantajları kalabalık olmaları ''

'' Hızlı ve dikkatli olursak onları çok kolay atlatırız ''

Nagihan '' Ben gelmiyorum bekleyeceğim ''

Zühal '' Sen bilirsin ''

'' Ben gidiyorum ''

'' Buraya da yemekle döneceğimi sanmayın. Çok beklersiniz ''

Hasan '' Bende seninleyim Zühal ''

Hasan'ında Zühal ile birlikte gelmesi ile Nagihan tek kalacaktı. Tek kalmaktan da korkuyordu Nagihan.. O yüzden onlarla birlikte geliyordu.. Şehir merkezine doğru yürümeye başladı üç arkadaş.. Yaklaştıkça Trabzonun yıkıldığını çok daha fazla görebiliyorlardı..

Zühal'in aklına Trabzon valisinin açıklamaları geldi. '' Evet gününü gördü bir taraf ama bu Trabzon halkımı yoksa Zombiler mi belli değil '' diye mırıldandı içinden.. Trabzon şehri alev alev yanıyordu.. Şehire ulaşmalarına bir kaç kilometre kalmıştı..

Karınları aç ve yorgundular..

Ama en önemliside çok korkuyorlardı.. Bir zombinin etlerinin parçalaması.. Isırık acısı ile birlikte ölmekten.. Üç arkadaş evlere yakındılar.. Ağaçların arasında etrafı gözlemliyorlardı..

Nagihan '' Ne yapacağız ''

Zühal '' Öncelikle Yiyecekleri bol bir yer bulmalıyız ''

'' Sonrada kendimizi deniz yoluyla marmara denizine atmalıyız ''

'' Orada güvenli adalardan birine gideriz ''

Hasan '' Zühal Sana katılıyorum fakat karadeniz denizini aşmak zor olur ''

'' İyi bir kayık bulmalıyız ''

Zühal '' Buluruz bence ''

'' Fakat şu ilk zombi saldırısını atlatmalı ve kendimize kalacak bir yer bulmalıyız açlıktan ölmeden önce ''

'' Sonra zombiler yiyecek bir şey bulamadıklarında ''

'' Ortalıkta amaçsızca dolanmaya başlayacaklar ''

'' Güvenin bana ''

Nagihan '' Nereden biliyorsun bütün bunları ? ''

Zühal '' İnternette çok fazla video izledim kızım ''

'' Sen benim evde ne yaptığımı sanıyorsun ''

'' Facebookta oyun oynadığımı mı ? ''

Nagihan '' Evet ''

Hasan '' Şişştt sessiz olun buraya doğru gelen birileri var ''

Yirmili yaşlarda bir erkek ve bir kız Zühal ve arkadaşlarına doğru koşuyorlardı..

Nagihan '' Aman Allah'ım Zombiler üzerimize doğru geliyor ''

'' Bizi farkettiler ''

Zühal '' Saçmalama Zombiler koşamaz ''

'' Sessizce durun.. Geçip gitsinler yanımızdan..  ''

'' Ne kadar kalabalık o kadar riskli ''

Hasan '' Belki yardımları dokunur ''

Zühal '' Belkide bizide öldürtürler ''

'' O yüzden sessiz olunda geçip gitsinler yanımızdan ''

Zühal ve Arkadaşları Adam ve kadının geçip gitmelerini bekliyorlardı.. Aniden kız yere düştü.. Kum çuvalı gibi hareketsizdi. Birden Kız yerde titremeye başladı. Erkek ağlamaklı gözlerle kıza bakıyordu.. Yüzünü okşuyordu.. Allah'ım diye bağırıyordu.. Kız hareketsizce duruyordu. Erkek ona sarılıyordu.. Kız birden gözlerini açtı fakat o güzel gözleri gitmiş. Yerini bem bembeyaz soluk bir renk almıştı. Kız Adamın boynunu ısırmak için kocaman ağzını açtı ve bir hamburgere ilk ısırığı atar gibi adamın boynunu ısırıverdi.. Adam canı çok yandığı için mi yoksa korkudan mı bu kadar çok bağırıyordu kimse bilmiyordu. Kimsede umursamıyordu..Adamın bağrışları etraftaki başka zombileri kendine doğru çekmekten başka hiç bir şeye yaramıyordu. Adam canı yanarken birden kendini geriye çekerken kızıda ileriye doğru ittirdi. Kız sırt üstü yere düşerken erkek ise götünün üzerine düşmüşmüştü. Ayağa kalkmadan oturur vaziyette ayakları ile geri geri gidiyor kızdan uzaklaşmaya çalışıyor bir yandan da kanayan boynunu tutuyordu.. Kan kaybından ölmek istemiyordu adam. Fakat kan kaybından başka düşünecek şeyleri vardı. Enfeksiyon kapmıştı. Zühal ve arkadaşları ise sinema filmi izler gibi izliyorlardı. Adam ve kadının Koşarak geldikleri yerden bir kaç zombi daha belirdi.. Erkek boynuna baktı.. Kanıyordu.. Ayağa kalktı. ilk şoku atlatmıştı. Boynunu tutarak ormanlık alana doğru koşmaya başladı. Bu sırada zombiye dönüşmüş olan kız arkadaşı adamı ayağından yakaladı. Adam yüz üstü yere çakıldı.. Çok kötü düşmüştü. Fakat mücadeleyi bırakmıyor sürünerek kaçmaya çalışıyordu.. Fakat zombiye dönüşmüş kız ayaklarından fena yakalamıştı.. Adamın üzerine doğru tırmanıyordu.. Adam kaçmaya çalışıyor kız ise üzerine doğru geliyordu.. Arkadan yürüyen zombilerde yetişmişti. Yer sofrasına oturur gibi adamın etrafında toplandılar.. Adamın artık kaçacak yeri yoktu. Adamın çığlıkları duyuluyordu sadece..

Zühal '' Bu taraftan ''

'' Hayat boyu bunu izleyecek halimiz yok ''

'' Film bitti ''

Diyerek koşmaya başladı.. Adamın hemen yanından hızlıca koşuyordu üç arkadaş. Zombiler adam ile ilgilendiklerinden Zühal ve arkadaşları ile ilgilenmiyorlardı. Zühal ve Arkadaşları ara sokaklardan hızlı ve sessizce ilerliyorlardı..
Zombileri gördüklerinde ya evlerin arkalarına yada çöp tenekelerin arabaların arkalarına saklanıyorlardı.. Temkinli olmaları hayatlarında belkide ilk kez başlarına geldiği için tedirgindiler.. Hiç bir şeyi düşünmeden yapıyorlardı bu zamana kadar. Ceplerindeki son paralarını bile düşünmeden harcayabiliyorlardı.. Fakat artık sokakta attıkları adıma bile dikkat etmeleri gerekiyordu..

Zühal nereye gittiğini biliyor gibiydi.. Arkadaşlarıda Zühal'i takip ediyordu.. Tek sıra halinde hızlı ama dikkatli bir şekilde ilerliyorlardı.. Sokak aralarından arabaların arkalarından geçiyorlardı.. Pis kokan çöp tenekelerini kendilerine kamuflaj yapıyorlardı.. Daha günler önce iğrendikleri çöp tenekelerine saklanmak nasıl bir duyguydu acaba ? O kötü kokan çöp tenekelerine iğrenerek bakan Zühal ve arkadaşların hiç bir zaman çöp tenekelerine saklanacakları akıllarına gelmiş miydi..

Bir marketin arka kapısını gelmişlerdi.. Gelişi güzel park edilmiş arabanın üzerine çıktı Zühal.. Elindeki sopa ile camı yavaşça kırdı.. İçeriye girdi.. Usta bir hırsız gibiydi.. Arkadaşlarına kapıyı açtı.. Hasan ve Nagihan içeriye girdiler.. Hemen markette yiyecek olarak ne istiyorlarsa yemeğe başladılar.. Hasan '' Hepsini yiyeceğim '' diye bağırıyordu.. Bir zombiden daha açtı..

Zühal yemek yerken bile bir kapıya bakıyordu..

Karınlarını doyurmuşlardı..

Zühal ayağa kalktı.. Kapıya doğru yöneldi.. Demir bir kapıydı bu.. Kapıyı bütün gücüyle ittirdi.. Kapıyı yavaşça açtı.. Bu kapı yan taraftaki silah dükkanına açılan bir kapıydı aslında. İki dükkanında sahibi aynı adamdı. Ve araya bir kapı yaptırmıştı sadece.. Kapıdan içeriye girdi.. Silahlar karşısındaydı.. Zombi saldırısına karşı koyabileceği, direneceği, mücadele edebilmesi için gerekli olan şeyler karşısındaydı. Sevinmişti bir anda Zühal.. Aslında saçma bir sevinçti. Çünkü dışarısı zombi kaynıyordu.. Arkasından Hasan ve Nagihan'da geldi.. Gözlerine inanamıyorlardı.. Silahlar karşılarındaydı..

Taşıyabilecekleri kadar silah aldılar.. Birden bir arabanın ani fren sesi duyuldu.. Zühal ve arkadaşları sanki birer suçlu gibi korkmuşlardı.. Evet bu yaptıkları suçtu.. Fakat artık adalet yoktu.. Zühal ve arkadaşları saklanmışlardı silah raflarının arkasına..
Üç kişi girdi silahlıktan içeri.. Hasan heyecandan rahta duran bir kutuyu devirdi. Zühal kahretsin dedi ve saklandığı yerden çıkarak silahı adamlara doğru doğrulttu. Üç kişilerdi. İki erkek bir kadın.. Yirmili yaşlardaki adamda silahını Zühal'e doğrulttu.

2. Adam '' Herkes sakin olsun ''

'' Murat sende sakin ol ''

'' Silahını indir ''

Murat '' Kim olduklarını bilmiyoruz ''

2. Adam ( Selim ) '' Öğreneceğiz. ''

'' Silahını indir ''

Murat yavaşça silahını indirdi. Zühal hala silahını doğrultmuş bekliyordu.. Adımlarını geriye doğru atıyordu.. Cama doğru yaslanmıştı..

Selim '' Benim adım Selim. Bu oğlum buda kızım ''

'' Sizlere zarar verme gibi bir niyetimiz yok ''

'' Bir otobüsümüz var ''

'' Bir grubumuz var ''

'' Eğer isterseniz sizde bizlere katılabilirsiniz ''

'' Batıya doğru gideceğiz ''

Adamın bu laflarına Nagihan ve Hasan inanmıştı. Zühal Nagihan ve Hasan'a baktı. Onların tepkisiz kalmaları Zühal'i birazda olsa yumuşatmıştı.. Peki dedi ve silahını oda indirdi..

Selim '' Taşıyabileceğiniz kadar silah ve mermi alın ''

'' Herkes çabuk olsun ''

Herkes silah ve mermileri alabildiği kadar aldılar.. Sonra geldikleri kapıdan çıkarak arabaya bindiler.. Araba ile Trabzon'un batısına doğru akyazıya doğru gelmişlerdi. Orada Selim'in söylediği gibi büyük bir konvoy onları bekliyordu.. Kadınlar Erkek ve çocuklar.. Selim '' Zühal Nagihan ve Hasan'a '' otobüse binin dedi. Onlarda itiraz etmeden binmişlerdi. Zühal bu kadar insanın planının ne olduğunu bilmiyordu ama onlara ayak uydurmak istiyordu..  Sahil yolunu takip ediyorlardı.. Ağır ve temkinli bir şekilde ilerlemeye devam ediyorlardı.. Planları Marmara'ya ulaşmak. Oradan da düzgün bir adaya gitmekti. Planları Zühal'in planıyla aynıydı.. O yüzden hiç sorun etmiyordu Zühal..

Otobüs devam ediyordu.. Zühal Otobüsün camına kafasını dayamış uyuya kalmıştı.. Elindeki silahı ise bırakmıyordu.. Ön koltukların birinden bir çığlık sesi ile uyandı Zühal.. Ön koltuklarda oturan bir adam yanındaki karısını ısırmıştı.. Kadının çığlık sesleri kesilmişti.. Şah damarı parçalanmış kadın oracıkta ölmüştü.. Şoför birden frene bastı.. Arabayı durdurdu.. Korkudan kendini dışarıya atmış fakat kapıları açmamıştı.. Otobüsün fren yapması ile birlikte zombi saldırısından kurtulan insanlar paniklemişti.. Zühal birden oturduğu yerden kalktı ve koridora çıktı. Elindeki silahı Zombiye doğrulttu.. Zombi panikleyen insanları ısırmaya devam ediyordu.. Karısıda zombiye dönüşerek kalmıştı. Karı koca bir otobüs dolusu insanı yemeğe kararlıydılar.. Ön koltukta oturan herkes arabanın arkasına doğru kaçmaya çalışıyordu. Fakat Zombiye dönüşmüş olan karı ve koca yakaladığını ısırıyordu.. Zühal ise ateş edemiyordu.. İnsanlardan bir tanesine gelir diye korkuyordu.. Sonunda zombi karı koca ile baş başa kalabilmişti Zühal.. Zombilerden erkek olanı önden geliyor karısı ise onu takip ederek Zühal'in üstüne doğru geliyorlardı.. Zühal otobüsün içinde düşünmeden tetiği çekti.. Zombi birden sağ tarafa doğru döndü ve hiç bir şey olmamış gibi Zühal'in üzerine gelmeye devam etti. İkinci kez nişan aldı Zühal ve bu atışıda arabanın camından çıkıp gitti. Zombiler yaklaşıyordu.. Zühal içinden sakin ol sakin ol diye kendini telkin ediyordu.. Üçüncü kez nişan aldı.. Bu sefer tetiğe basmak için acele etmedi.. Üçüncü kez tetiğe bastığında zombinin beyni dağıldı.. Öyle bir dağıldıki arkadan gelen zombinin suratı kan ve beyin parçalarından görünmüyordu.. Zombi kum çuvalı gibi yere yığıldı. Fakat arkada dönüşmüş olan üç zombi daha Zühal'e doğru yürümeye devam ediyordu.. Zühal silahını peş peşe ateşledi.. Kulakları çınlıyordu sesten.. Geçici olarak sağır olmuştu.. Arka kapı açılmış insanlar kaçmaya çoktan başlamıştı fakat Zühal duymadığı için ateş etmeyi sürdürdü.. Son zombiyide yere sermişti bir daha hiç kalkmamak üzere.. Gecenin karanlık yüzü bir kez daha kendini gösteriyordu.. Zühal zombileri etkisiz hale getirdikten sonra otobüsten inmişti.. Üzerine zombilerin kanı bulaşmıştı..

Zühal '' Allah kahretsin ''

Nagihan '' Ne oldu ısırıldın mı ? ''

Zühal '' Bu mont en sevdiğim montumdu.. üzerine kan sıçradı ''

Nagihan '' Korkma temizlenir ''

Zühal '' Temizledim Otobüsü ''

Ağlayan Kadın '' Oo otobüse bir daha binmem ben '' diye bağırıyor ve ağlıyordu.. Diğer yolcularda aynı psikolojiye sahiptiler.. Zühal Deniz kokusu alıyordu.. İleride ise bir ışık görüyordu..

Zühal '' Herkes beni takip etsin ''

Zühal yürümeye başladı. Nagihan ve Hasan onu şaşkın şaşkın takip ediyorlardı.. Diğerleride onlara ayak uydurdular.. Zühalin tahmin ettiği gibi bir balıkçı barınağıydı burası..

Şile'nin ufak limanlarından bir tanesiydi..

Zühal '' Buradaki birkaç kayık ile adalara ulaşabiliriz '' diye bağırdı..

Selim '' Zühal haklı ''

'' Bundan sonrasını deniz yolu ile devam edelim ''

'' Kara yolu riskli ''

Zühal '' Öncelikle otobüste ısırılmış olan var mı ? ''

'' Onları tespit etmemiz gerekir ''

'' Aynı hatayı iki kez yapmamalıyız ''

Selim '' Ne hatası ''

Zühal '' Isırılanlar bir adım öne çıkabilir mi ? ''

Dört kişi bir adım öne çıktı. Kollarından veya sırtlarından ısırılmışlardı..

Zühal '' Üzgünüm ki sizde oradakiler gibi zombiye döneceksiniz ''

'' Ve sizi burada bırakmak zorundayız ''

Adam '' Sen kim oluyorsun da bunun kararını veriyorsun ''

'' Ben oğlumu bırakmayacağım ''

Zühal '' O zaman zombi ısırmadan önce kurtaracaktın oğlunu ''

'' Korkak bir tavuk gibi kaçmayacaktın ''

Adam '' Sen kime korkak tavuk diyorsun '' diyerek Zühal'in üzerine doğru adım attı..

Zühal ise silahını adama doğrulttu.. '' Hiç tavsiye etmem ''

Zühal '' Tamam ısırılmış olanlarla kalın o zaman ''

'' Ben kendi hayatımı riske atamam ''

'' Ben gidiyorum ''

'' Beni takip eden olursa kurşunu beynine yer ''

'' Nagihan Hasan ''

'' Erzakları ve silahlarımızı şu tekneye koyun gidiyoruz ''

Selim '' Oğlum Kızım ve Bende sizlerle geliyoruz ''

Zühal '' Hadi Allahaısmarladık ''

Adam '' Selim bizi burada bırakıp gidiyor musun ? ''

Selim '' Ailemi düşünmek zorundayım. Zühal haklı. Onlardan bir tanesi seni ısırdımı eninde sonunda onlardan oluyorsun. Tıpkı karım gibi ''

Adam '' Herkes zombiye dönüşecek diye bir şey yok Selim ''

Selim '' Evet bir zombi ısırdı diye zombiye dönüşecek halin yok ''

'' Fakat dönüşmeyeceğinin de garantisi yok ''

'' Bu zamana kadar kim ısırıldıysa ısırılsın zombiye dönüştü ''

'' O yüzden üzgünüm Adnan ''

'' Burada onlarla kalmak isteyen kalabilir ''

'' Ben ısırılmayanlarla gidiyorum ''

Adam '' Lanet olsun iyi git '' diye birden bağırdı..

Otobüsteki saldırıdan kurtulmuş üç kadın iki erkek ve beş çocukta Selimlerle birlikte geliyorlardı.. Diğerlerini ise limanda bıraktılar..

Selim cebinden çıkardığı sigarasını yakarken son kez limanda kalan insanlara bakıyordu.. Hiç birinin fazla dayanamayacağını biliyordu.. Selim dışında tekne kullanan yoktu zaten.. Pişmanlık içini sarıyordu.. Ama artık yapabilecekleri bir şey yoktu..  Gece karanlığında istanbul boğazını geçmek tehlikeli olabilirdi. O yüzden açıkta bekleyip güneşin doğmasını bekliyorlardı.. Güneş kendini gösterdiği anda ise istanbul boğazını geçmeye başlamışlardı.. İstanbul alev alev yanıyordu.. Zühal teknenin güvertesinden daha önce üç dört kere gezmeye gelip aşık olduğu istanbulu alevler içinde görüyordu.. Zühal'in içinde ince bir hüzün kaplamıştı.. Selim eski kaptan olduğu için boğazın azgın sularından nasıl geçileceğini iyi biliyordu..  Bir güne yakın bir yolculuktan sonra Kınalı adaya gelmişlerdi.. Rum Manastırının olduğu limana demir attılar.. Etraf sakindi.. Sabahın ilk ışıkları ile birlikte adaya demir attılar. Gece karanlığında adaya ayak basmak tehlikeli olabilirdi.. Yaz aylarında çok hareketli olan kınalı ada kış mevsiminde ise hayalet bir şehre dönerdi.. Çok fazla insan yaşamazdı..

Zühal '' Adaya bastığımızda şehir merkezinden uzak olalım ''

'' Ormanlık alanda bir yer çevirelim kendimize ''

'' Eğer ihtiyacımız olursa şehre ineriz ''

Selim '' Haklısın ''

'' Zombiler burayada gelmiş olabilirler ''

Zühal '' Kesinlikle gelmişlerdir ''


Zühal'in dediğini yapıyordu grup.. Rum Manastırının önünde bulunan Kınalı ada tanıtım haritasını almayı unutmamıştı Zühal.. Zühal rehberlik ediyordu.. Ormanlık alanda ilerliyorlardı.. Önlerine bir zombi çıktı. Zühal ateş ederek kafasını dağıttı. Artık eskisi kadar eli titremiyordu. Her yeni zombi öldürdüğünde daha da alışıyordu.. Silah sesi bütün adada yankılanmıştı.. Bir kaç el daha silah sesi duyuldu.. Zühal önlerine çıkan her zombiyi haklıyordu.. Silah seslerinden dolayı kuşlar yuvalarından uçmuştu.. Sonunda ormanlık alan içinde eski bir çiftlik buldular.. Çiftlikte üç tane zombiye dönüşmüş asker vardı.. Onlarıda tek tek vurdu Zühal.. Zühal'in acıması kalmamıştı..  Fakat son sıktığı kurşunların sesleri zombilere birer davetiye olarak ona geri dönecekti.. Hepsi buraya evimiz diyebilirdi. Ormanlık alanda zombilerden uzak bir yer..

Akşam üstü ..

Selim '' Nöbet sırası sende Murat ''

Murat '' Tamam baba ''

Selim '' Dikkatli ol. Bir şey görürsen yada şüphelenirsen bize haber ver ''

'' Kahramanı oynama ''

Murat '' Emredersiniz komutanım ''  Alaycı bir ses tonu ile babasıyla dalga geçiyordu..


Murat nöbet tuttuğu yere gelmişti. Yanında kız arkadaşı Burcuda vardı. Murat ile Burcu sonunda yalnız kalmışlardı.. Herkes uyumuştu.. Murat Burcu'ya sarıldı ve onu öpmeye başladı.. Yirmili yaşlardaki iki sevgili birbirleri ile sevişiyorlardı.. Onları ısırmaya gelen zombileri bile fark etmeden birbirlerini öpmeye devam ediyorlardı.. Zombiler yaklaştı ve Murat ve Burcu'ya birden saldırdılar.. Murat'ı bir zombi omuzundan ısırıverdi. Isırdığı parçayı yerken Murat'ın bağırma sesi gelmişti. Burcu ise üzerine sıçrayan kandan bağırıyordu. Başka bir zombi ise Burcu'yu ısırmaya çoktan başlamıştı. Bağırma seslerini duyan Selim koşarak oğlunun olduğu tarafa doğru ilerledi.. Elindeki silah ile zombiye benzettiği her şeye gecenin karanlığında ateş ediyordu. O kadar panik yapmıştı ki yan taraftan gelen zombi onu yakaladığı gibi yere düşürdü.. Zombi bir anda Selim'in suratını ısırdı ve suratından bir parçayı kopardı. Kopardığı gibi yemeğe başladı.. Selim acıdan bağırıyordu.. Selimin bağırmasını başka bir zombi boynundan ısırarak son vermişti..

Bağırma seslerine herkes uyanmıştı.. Zühal hadi herkes dışarıya diye bağırdı.. Zühal'in bu bağırmasıyla birlikte herkes bir anda dışarıya doğru çıkmaya başladı.. Erkeklerden biri '' Kapıları kapatalım burada kalalım '' diye bir öneri sundu.. Zühal '' Görmüyor musun çiftlik korumasız. Ve burada sıkışıp kalırız. İnsanların kokusunu alıyor bunlar.. Ayrıca çiftliğin her tarafı dökülüyor.. '' diyerek kendini dışarıya attı.. Selim'in kızı baba diye Selim'in yanına doğru koşmaya başlamıştı.. Zombiler onuda yakaladı.. Zombiler Selim'in kızınıda yakaladılar.. Isırmaya çoktan başlamışlardı.. Ama Selim'in kızının en büyük acısı.. Babasının ve Abisinin onu ısırmaya çalışması olacaktı..

Zühal, Nagihan, Hasan, Ebru, Demet , Osman ve Ali ile birlikte beş çocuk kalmışlardı.. Ormanlık alana doğru ilerlediler.. Her taraftan zombiler geliyordu.. Sanki zombiler bir kaleyi kuşatmışlardı.. Ebru'yu karanlıkta yakaladı zombiler.. Ebru'nun karnını ısırmaya başladı bir zombi.. Karnından kanlar çıkıyordu.. Ebru'nun etrafını saran zombiler taze etten bir parça alabilmek için birbirleri ile mücadele ediyorlardı.. Çocuklardan teki gruptan ayrı düştü.. İki ağacın arasında saklanmıştı.. Kalbinin sesini duyabiliyordu.. On yaşındaki bir çocuk için ağır bir yüktü.. Çocuk korkudan titriyordu.. Bir zombi arkasından yavaşça ona doğru yaklaşıyordu.. Zombinin nefesini ensesinde hissetti çocuk.. Korkudan dönüp arkasına bakmaya bile cesareti yoktu. Zombi çocuğu yakaladı ve ısırmaya başladı. Zombi terörü din dil ırk çocuk kadın erkek diye ayırmadan saldırmaya devam ediyordu..
Zombi terörü Filistin de olanlardan beterdi.. Filistin artık tüm dünyaydı..

Arkadan koşan çocuklardan tekinin ayağı takıldı ve yere düştü. Ali bunu farketti. Çocuğu ısırmak için bir zombi geliyordu.. Çocuğa çok yakındı.. Ali zombiye doğru bir yumruk attı zombi yere düştü. Ali Çocuğu kucağına aldı. Çocuk hem korkunun verdiği hisle hemde kollarının acımasından dolayı ağlamaya başlamıştı.. Koşmaya devam ediyorlardı karanlıkta.. Nereye bile gittiklerini bilmeden.. Demet ve ellerini tuttuğu iki çocuk kaybolmuştu.. Bağırıyorlardı.. Yardım edin diye.. Yardım edin diye bağırıyorlardı.. Bu bağırmalar aslında zombileri üzerine çektiğini bilmiyorlardı.. Zombiler bu bağırmalara doğru gelmeye başlamışlardı.. Demet zombilerin kendilerine doğru geldiğini gördü.. Çocuklara koşmaya başlayın.. Sakın arkanıza bakmayın dedi.. Yerden aldığı bir sopa ile zombilere vurmaya başladı.. Zombileri kendinden uzak tutuyordu.. Fakat zombilerin sayısı daha da çoğalmaya başlamıştı. Demeti çemberin içine aldılar.. Ve üzerine çullandılar.. Demet acıdan bağırıyordu.. Demet azından kan kusuyordu..

İki çocuk arkalarına bile bakmadan koşmaya devam ediyorlardı.. Önlerine birisi gelmişti.. '' Baba '' Diye bağırdı.. Evet bu onların babası Osmandı.. Boynundan akan kanlar gecenin karanlığında bir sim gibi parlıyordu.. Osman çoktan zombiye dönüşmüştü.. Çocuklar ikizdi.. Anneleri biraz önce zombiler tarafından parçalanmıştı. Oğulları için kendisini feda eden Demet'in iki oğlunun sonu kocası ikizlerin babası tarafından geleceğini bilmeden öldü.. Osman iki oğlunu birden ısırdı.. İkizlerin peşinden gelen diğer zombilerde Osmana katılmışlardı..

 Ali kucağındaki çocuk ile birlikte koşmaya devam ediyordu.. Ter içinde kalmıştı Ali.. Yorulmuştu.. Gecenin karanlığında nereye gideceğini bilmiyordu.. Koşmaya devam ediyordu sadece.. Önüne birden zombi çıktı Ali'nin.. Ali duraksadı ve geriye doğru bir kaç adım attı. Ağaçların arasından çıkan başka bir zombi Ali'nin sırtını ısırıverdi. Ali acıdan bağırmaya başlarken çocuğu kucağından indirdi. Çocuk koşarak kaçmaya çalışırken önlerine çıkan Zombi'nin avı oluyordu..

Geriye Sadece Zühal Nagihan ve Hasan kalmıştı.. Ama onlarında bundan haberi yoktu. Sadece çığlık seslerini duyuyorlardı.. Ormanlık alanda nereye gittiklerini bile bilmeden patika yoldan amaçsızca koşmaya devam ediyorlardı sadece.. Bu patika yol onları şehir merkezine doğru götürdüğünden habersiz koşmaya devam ediyorlardı.. Midelerine ağrı saplanmıştı artık..

Nagihan '' Bir adım atacak dahi halim kalmadı ''

'' Bu karanlıkta koşuyoruz ''

'' Nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz ''

Zühal '' Limanda bir gemi kayık bir şey bulup buradan kaçmalıyız ''

'' Yada kalıp zombileri temizlemeliyiz ''

'' Ama yüzlercesi çiftliği bastı.. ''

'' Yüzlerceside dışarıdadır. ''

'' Burayı temizlemek için askeri time ihtiyaç var ''

'' Beklersek ölürüz ''

'' Hadi kalk ''

Zühal zorla Nagihan'ı kaldırdı yerinden..  Nagihan'ın artık gücü tükenmişti. Hasan'ında fazla gücü kalmamıştı.. Koşmuyorlar fakat yürüyorlardı.. Yazlıklar karşılarındaydı artık.. İki katlı bahçeli yazlık evler.. Geceyi bunların tekinde geçirebilirlerdi.. Hemde dinlenmiş olurlardı.. Zühal gözüne en bakımsız evi kestirdi..  İkinci katına güç bela tırmandı.. Balkondan içeriye girdi ve kapıyı arkadaşlarına açtı.. Hepsi yorgunluktan bayılmışlardı..

Ertesi Sabah..

Gecenin şokunu üstünden atamamıştı üç arkadaş. Fakat Gecenin yorgunluğu üzerlerinden atmıştılar..  Zühal penceren dışarıya baktı dışarısı temiz gözüküyordu..

Hasan '' Burada kalabiliriz ''

Zühal '' Ne yiyip ne içeceğiz ? ''

Hasan '' Bakkallardan bir şeyler bulabiliriz ''

'' Bir kaç ay idare edebiliriz ''

'' Sonrada yardım gelir zaten ''

Zühal '' Yardım filan gelmeyecek Hasan ''

'' Kimsenin bizi umursadığıda yok ''

'' Kendi başımızın çaresine bakacağız ''

'' Yada yok olup gideceğiz ''

'' Burada kalmak isterseniz kalın ''

'' Ben gidiyorum ''

Hasan '' Git ve öl ''

Nagihan '' Üzgünüm Zühal ''

'' Bende kalıyorum ''

'' Ölmek istemiyorum ''

'' Canlı canlı yenilmek hiç istemiyorum ''

Zühal silahlarındaki mermilere baktı.. Siz bilirsiniz dedi ve kapıyı açtığı gibi çekti gitti.. Zühal villaları geçti.. Villalardan sonra ormanlık alan vardı gene.. Korkuyordu fakat ilerlemek zorundaydı.. Geriye dönemezdi artık.. Bir canlı belirtisi bile olmayan ormanda yürümeye başladı.. Yavaş ve ağır yürüyordu.. Ses çıkarmamaya gayret ediyordu.. Birisi ona yaklaşırsa duyabilecekti.. Ormanlık alandan sonra şehir merkezi geliyordu.. Şehir merkezinden sonrada liman.. Çok az kalmıştı.. Yaklaşmıştı..

Önüne üç tane zombi çıkıverdi.. Yeni ısırılmış gibiydi bu üç zombide.. Zombiler Zühal'i gördüğü gibi hızlı adımlarla üzerine doğru gelmeye başladılar.. Elindeki silahı ile üçünü birden vurdu.. Yürümeye devam etti. Ormanlık alanda zombi sesi duyuyordu.. Durdu.. Sağına soluna bakındı.. Ama hiç bir şey yoktu.. Botlarına bir şey damlıyordu.. Bu kandı.. Kafasını ağaca doğru kaldırdı.. Zombi birden bire Zühal'in üzerine doğru atladı.. Zühal ile birlikte yere düştüler.. Zombi Zühal'in üzerindeydi.. Zühal ise elleri ile Zombiyi engellemeye çalışıyordu.. Zombi Zühal'i ısırmak üzereydi.. Zühal Zombinin Yakasından tutuyordu Bacaklarını karnına doğru çekti Zühal. Sonrada bacaklarını havaya kaldırdı.. Bacaklarından destek alarak Zombiyi üstünden fırlattı.. Zombi yavaşça ayağa kalkacağı sırada Zühal kafasına bir tekme attı. Yerden aldığı taşlada zombinin kafasını ezdi.. Yere düşen silahını tekrar eline aldı Zühal.. Bir ağaca yaslandı.. Bir kaç dakika durdu.. Sonra tekrar ayağa kalktı ve hiç bir şey olmamış gibi yürümeye devam etti..

İlerledi.. Sonra evler gelmeye başladı karşısına.. Issız şehirde tek başına yürüyordu..  Etrafta ne insan nede zombi vardı.. Bazı perdeler tamamen kapalıydı.. İnsan olabilirdi içlerinde.. Fakat Zühal umursamadan yürümeye devam ediyordu.. Arkadaşları onu yarı yolda bırakmıştı. Şimdi çok daha iyi anlıyordu.. Limanda bıraktığı insanların hissettiklerini. Yalnızlık zordu böyle bir dünyada.. İlerlemeye devam etti.. Yürüdü.. Artık sahil gözüküyordu..  Sahile bir kaç kilometre vardı.. Orada bir balıkçı teknesi gözüküyordu..

Birden her taraftan zombiler çıkmaya başladı..  Zombi sürüsü çok kalabalıktı.. Onları yarıp geçmenin imkanı yoktu. Sağ tarafa doğru koşmaya başladı.. Oradan da zombiler geliyordu. Fakat bir kaç taneydi.. Onlara ateş ederek durdurabilirdi.. Zombilerin olmasına aldırmadan koşmaya devam etti. Zombiler nasıl olsa ağır hareket ediyorlardı.. Önüne çıkan bir kaç zombiyi halletti.

Zühal yürüyor zombiler de peşinden geliyordu. Önemli değildi.. Tekneye kadar zombilerden hızlı koşabilse onun için yeterdi. Zühal pek iyi yüzme bilmiyordu. Fakat genede kayık onu korkutmuyordu.. Başarabilirdi.. Zühal koşmaya devam etti..
Zombiler ise Zühal'i takip etmeyi sürdürüyordu.. Aralarında üçyüz metre vardı.. Zühal birden bir adamın suya doğru koştuğunu gördü.. Arkasından ise zombiler geliyordu adamın.. Adam tekneye atlamıştı.. Zühal sahile doğru bir yandan bütün gücüyle koşuyor bir yandan ise bağırıyordu '' Benide Bekle '' '' Isırılmadım '' diye.. Fakat adam Zühal'i görmesine rağmen beklemeden tekneyi çalıştırdığı gibi uzaklaştı.. Zühal teknesiz kalakalmıştı.. Onun daha önce yaptıklarını ona bu sefer bir adam yapıyordu..Roller değişmişti.. Arkasındaki zombiler ve sahilden gelen zombiler iyice yaklaşmıştı.. Zühal sahil yolundan koşmaya başladı.. Adayı boydan boya koşarsa kendi teknelerini bulabilirdi..

Arkasına bakarak koşmaya başladı.. Zombiler ise peşinden geliyordu.. Önüne çıkan zombileri avlıyordu tek tek.. Kilometrelerce koştu.. Artık ayaklarını hissetmiyordu.. Aç ve susuzdu.. Kumsal karşısına çıkmıştı.. Denize buradan giriyordu kınalı adası halkı.. Çok yorulmuş ve bitap düşmüştü.. Daha fazla kaçabilecek enerjisi kalmamıştı.. Zombiler ise ısrarla onu takip etmeyi sürdürüyordu..  Fakat karşısından da zombiler gelmeye başladığını fark ettiğinde çok geç olmuştu.. Dinlenmek için eğilmiş ve dizlerini tutuyordu.. Kafasını kaldırdığı zaman her yerden zombilerin geldiğini görmüştü.. Kumsala doğru koştu ve ateş etmeye başladı.. Bir kaç zombiyi yere sermeyi başarmıştı.. Artık yolun sonuydu onun için. Yüzüp kurtulabilmeyi düşündü. Fakat yüzme bilmiyordu.. Boğulabilirdi. Aynı zamanda yüzmeye enerjiside kalmamıştı.. En önden gelen bir zombiyi de kafasından vurarak düşürdü.. Artık son kurşunuydu.. Kurşunlarını saymıştı.. Bunu bir Zombi filmde görmüştü.. Son kurşunu kendi için saklamıştı.  Birden hücumbotların seslerini duydu.. Deniz tarafından geliyorlardı.. Kızıl Yıldız Tim'iydi bu tim.. Sahildeki bütün zombileri temizlemeleri on dakikalarını bile almamıştı.. Zühal kurtulmuştu.. Zühal'i hemen muayene etti doktor. Sağlıklıydı..

Zühal '' Arkadaşlarım Nagihan ve Hasan ''

'' Onlarda orada ''

Doktor '' Merak etme.. Kızıl Yıldız Tim'i adayı istiyor ''

'' O yüzden oradalarsa bulurlar.. ''

Zühal derin bir nefes almıştı..

Kızılyıldız timi şehir merkezine ulaşmıştı.. '' Sağ kalanlar Pencereye çıksınlar '' diye anons yapılıyordu.. Bunun aslında iki sebebi vardı. Birincisi sesden dolayı ortaya çıkacak zombileri temizlemek ikinciside kurtulan birileri varsa onları yetiştirip kendi timine alabilmekti..

Marketin önünde zombiler toplanmış bir insanı parçalıyorlardı.. Anonsu duyunca yemeği bırakıp ayağa kalkıp sese doğru yürümeye başladılar.. O yedikleri insan Hasan'dan başkası değildi.. En önde yürüyen zombilerden bir tanesi ise Nagihandı..

Kızılyıldız Adayı tamamen üç günde temizlemeyi başarmıştı.. Zühal artık kızılyıldızın bir elemanı olmuştu..

62. Bölüme Katkılarından Dolayı Nymeria Zühal , Nagihan ve Hasan'a Teşekkür Ederiz. Trabzon'a Selam Olsun..